Merhaba,


Havalar çok soğudu. Mendos dağının tepesinde kar gördüğümde kendi kendime Fethiye artık üşümeye başlar diyorum. Nitekim gündüzleri güneş bir nebze içimizi ısıtıyor ama sonraları içimiz hemen soğuyuveriyor. 
Ben de birkaç gün evde oturayım dedim, birikmiş işlerimi toparlayayım diye düşündüm; biraz yorulunca da kendime bir köpüklü Türk kahvesi yapıp, televizyonun karşısına geçtim. Başladım kanalları karıştırmaya, baktım bir yerde yemek programı var, izleyeyim dedim. Mutfağa meraklıyım ya, değişik tarifler öğrenirim diye düşünürken, programı izledikçe bildiklerimden şüphe etmeye başladım. Sadece yemeklerden değil, konuşmaları dinledikçe, yarışmacıların tiplerini gördükçe yaşadığımız toplumdan da şüphe etmeye başladım.
Yarışmacıların birbirlerini eleştirirken takındıkları görgüsüzlük, saygısızlık sofraya da yansımıştı. Yemeklerden bir iki çatal alıp tadıyorlar, sonra eleştiri yağmuruna başlıyorlardı. ‘’Eline sağlık’’ cümlesini programı sonuna kadar izlememe rağmen duymadım.
 Orta yaşı geçen beş kadının yarıştığı bu programda sanırsınız ki hepsi birbirinin can düşmanı. Sofraya, nimete saygı hiç yok, emeğe saygı hiç yok. Yerli yersiz eleştiri ve beğenmeme üzerine kurulu bir program. Her yarışmacı kendi bildiği şekilde yemeğin nasıl pişirileceğini, hangi baharatlarla tatlandırılacağını  ısrarla anlatıyor. Diğer arkadaşının yöresel farklılıklar gösteren pişirme şeklini asla kabullenmiyor. İnatla kendisininkinin doğruluğundan bahsediyor. Karşılıklı inatlaşmalarla, dayatmalarla  süren bir program.
 Sofra hakkındaki eleştirileri dinlediğinizde hayretler içinde kalırsınız. Sanırsınız ki hepsi birer kraliyet ailesi mensubu. Sofrada çiçek ve yanan mumlar olmalıymış. Su bardağı ile meşrubat bardağı beraber sofrada olmalı hatta su bardakları sofraya oturulmadan doldurulmalı imiş. Masa örtüsü hangi renk ise tabaklar da ona uygun olmalıymış. Kumaş peçeteler de servise uygun olmalı imiş. Daha bir sürü şey vardı eleştirdikleri, ama aklımda kalanlar bunlardı; çünkü gözlerim ekranda bunları izlerken kafamda başka sahneleri izliyordum. Ne mi izliyordum?
Önce Afrika’da; açlıktan bir deri bir kemik kalmış ölmek üzere olan zenci bir çocuğun, başucunda ölmesini bekleyen akbaba ile beraber çekilip, yılın ödülünü alan fotoğrafı izler gibi oldum, sonra baklava çaldıkları için ülkemizde ceza alan çocukları görür gibi oldum. Allaha şükür ki program bitti ama benim kafamdaki sahneler bitmedi, bu gidişle bitmeyecek de.

Hoşçakalın,

talinkalemkaryan@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
16Şub

Merhaba,

14Şub

HUZURLA UYUMAK

07Şub
24Oca
17Oca

Kollarımızı Açabilmek