YENİ BİR YILA GİRERKEN…


     Temel mezarlıkta işe başlamış, fakat ikinci gün işi bırakmış.

     Arkadaşları: Daha ikinci günde işi neden bıraktın? Diye sormuşlar.

     Temel: Orada herkes yatıyor. Hep ben çalışıyorum, demiş.

      ***

   Yeni bir yıla girerken;

   Sessiz sakin, okuyup yazan, birbirine saygılı, sanattan hoşlanan, kara sakallı yobazın yerine bilimi ve bilim adamlarını öne çıkaran bir toplum olsaydık…

   Sınırları güvenli, ulaşımı raylı sisteme bağlı, tarımsal ve hayvansal üretimi bol bir ülkede yaşıyor olsaydık…

    Şimdi yukarıdaki gibi güzel öykülerle günlerimizi yaşayıp gidiyor olacaktık.

    Ama neredeee… Bu memlekette insana  her şeyi zehir ediyorlar. Bu ülkenin yurttaşı olmaktan utanç duyar hale getiriyorlar.

  Örnek mi istersiniz? 

  Politikacıların ne kendine saygısı var ne de karşısındakine.

    Bulunduğu makama zaten saygısı yok.

    Esasen kimsenin kimseye saygısı yok.

    Herkes başına buyruk…

    Nereye baksan sığlık, bilgisizlik, densizlik diz boyu.           

        ***

   “Partiler sandıklarına sahip çıksınlar” demiş.

   Kim demiş?     

   Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sadi Güven demiş.

   Seçimi partiler yapmıyor ki, devlet yapıyor.

   Partilerin ayrı ayrı seçim sandığı mı var?

  Diyelim ki İsveç’ te, Danimarka’da seçim sandığını partiler mi koruyor?

   Başkanın sözüne bakılırsa, partiler silahını kuşanıp sandığın başında nöbet tutacak sanki.   

“ Seçim sandığı devletin,  Yüksek Seçim Kurulunun ve Yargının güvenliği altındadır. Yurttaşlarımız endişe etmesin” diyeceği yerde başkan, partileri nöbete çağırıyor.

  Geldiğimiz nokta bu. Gerisine siz karar verin artık sevgili okurlar.

  Esasında ülkemizde seçim yapmaya bile gerek yok artık.

  Referandum oylamasındaki rezaletten sonra hiçbir şeye güven kalmadı.

          ***

    Bu işlerin bu noktaya gelmesinin nedenini soruyorsanız sevgili okurlar?

    Bana göre, Deniz Baykal’ın aymazlığı, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkalığının beceriksizliğidir.

   Türkiye Cumhuriyeti’ nin Yönetim Şekli değişti arkadaş.

   Sömürge ülkesi olduk. Eğitim bitti. Yurttaş değil ümmet yetiştiriyoruz.  Laik Cumhuriyet sizlere ömür.  Soyulup soğana çevriliyoruz. Anayasa’nın adı var kendi yok. Yurttaşın sağlığı ticari bir mal haline getirildi…

  Bunları meydan meydan dolaşıp anlatmak yerine, adamlar el an, “Salonda Salı Konuşmalarına” devam diyorlar.

İktidardaki partiyi “Ekonomi ile vuracaklarmış”

Güz mevsiminde Temel Mahallesi ovasında tarlasında pancar kazmakta olan adama sordum: Şeker fabrikaları kapandı. Bu pancarı kime vereceksiniz?     

 Adam: Avukat bey, vatandaş hayatından memnun, biz işimize bakalım, dedi.

   ***

Biz adam olmayız, geçelim…

Koca Mustafa Kemal bile bizim gibi “Balık Hafızalı' lara” dayanamadı, kahrından genç sayılacak yaşta öldü gitti.

***

Yeni yılı bir başka öykü ile karşılamaya çalışalım:

 12 yaşında bir çocuk, bir kadına tecavüz etmekten yargılanıyormuş.

  Çocuğun avukatı da kadınmış.

  Mahkemede avukat, çocuğun pipisini dışarı çıkarıp eline almış ve sallayarak:

– Hakim bey, bu çocuk bu ufacık pipisiyle bu kadına nasıl tecavüz edebilir? demiş.

  Tam bu sırada çocuk avukatının kulağına eğilerek fısıldamış:

– Avukat hanım biraz daha sallarsanız davayı kaybedeceğiz.

***

Sevgili okurlar 2019 yılında sağlıklı ve güvenli günler geçirmemiz dileğiyle..!

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
24Oca
17Oca

  İş Paraya Kaldı...

10Oca
03Oca
21Haz

ÇOCUKLAR BİR HARİKA!

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
Barbunn Popup