MODELLE DEĞİL,YAŞAYARAK ÖĞRENME : KÖY ENSTİTÜLERİ


“Köy Enstitülerinde amaçlanan, içinde yaşanılan çevre ile bütünleşerek, çevrenin tüm dinamiklerini eğitimin laboratuvarı kılmak, bu laboratuvar çalışmalarından elde edilen bilgi ve becerileri derslerin içeriğine yansıtmak!”

            Sevgili okurlar; bu gün biraz yavaştan alıp sindire sindire gideceğiz. Alıntı yazımız kısa gerçi ama özgün bir yazı. Eğitimin felsefesiyle ilgili.

            Şimdi yazımızın giriş kısmını bir kez daha okuduktan sonra aşağıdaki bölüme devam edelim:

            YAPILMASI GEREKEN

            Türkiye’ de eğitim politikalarına yön verenler  “Nasıl bir eğitim?” sorusundan değil, “eğitim nedir” sorusundan hareket ederek bir eğitim politikası geliştirmelidirler. Çünkü “nasıl” sorusu öznelliğe açıktır. “Nasıl bir eğitim“ de eğitimi toplumun çıkarlarına değil kendi amaç ve çıkarlarımıza yönlendirme vardır. 15 yılda 5 eğitim sistemi değişikliği işte bu “nasıl bir eğitim” sorusunun sonucudur. “Nasıl” sorusu ancak “nedir” sorusuna verilen yanıtın ardından işlevsel olabilir. Nermi Uygur öğretmenimizin deyimi ile “nedir sorusu felsefenin kurucu sorusudur.” Bu nedenle önce çağdaş bir eğitimin ne olduğu, hangi ulusal ve evrensel değerleri içermesi gerektiği, eğitimde laikliğin olmazsa olmaz sayıldığı uygar bir dünyada “bilinç” eğitiminin neden “inanç” eğitiminden önce gelmesi gerektiği sorularına yanıt aranmalı, sonra “nasıl bir eğitim” e odaklanılmalıdır.

             ***

             Sevgili okurlar, yazımızın başlığı, giriş kısmı ve Yapılması gereken alt başlığı altında okuduğunuz kısımlar, Avukat İbrahim Türkeş’in 19 Nisan 2019 Cuma günü Cumhuriyet Gazetesinde çıkan yazısından alıntıdır.

             Yazının tamamını okuduğumuz zaman (ki mutlaka bulup okumakta yarar var Köy Enstitülerini kapatmakla nasıl bir büyük yanlış yaptığımızı anlıyoruz.

             ***

             Geçen Çarşamba 17 Nisan günü Ulusal Eğitime gönül veren dostlarla birlikte Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği Fethiye Şubesi olarak Köy Enstitülerinin eğitim-öğretim anlayışını bir kez daha paylaştık.

            Yokluk ve yoksulluk yıllarının eseri olan bu kurumların değerini bir türlü anlayamadık gitti.

            Geldiğimiz nokta: Taşımalı Eğitime son verilmeli. Öğretmen okuluna (mahallesine-köyüne) geri dönmelidir.

            FETHİYE 3.BELGESEL GÜNLERİ

            Adabelenliler Derneği Fethiyeli Çalışma Topluluğundan Abdullah Taşçıoğlu ve arkadaşları çok iyi bir çalışma başlattılar: Fethiye Belgesel Günleri.  Bu yıl 19-20 Nisan tarihlerinde 3. sü yapıldı.

            İki gün boyunca değişik çalışmalar, belgesel filimler izledik.

            Yazar ve eğitim uzmanı Abbas Güçlü’ yü dinledik.          

            Yöremiz ses ve saz sanatçıları Bayram Salman, Makbule Kaya, Uğur Çaçaron çaldı söyledi. Onları izledik.

            Makbule Kaya söyledi, kadınlarımız kızlarımız yöremiz oyunu Sarıca da Buğday Danesi’ ni oynadılar. Çok güzeldi. Katkıda bulunan herkese teşekkür…

            İşin bir de şu yönü var: Bu tür çalışmalar sanat eserleri üretmek bakımından ne kadar önemli ise, gençlerin önünü açmak bakımından da o kadar önemli. Ayrıca Fethiye’ nin sosyo- kültürel çıtasını yükseltmekle kalmıyor, tanıtımına da katkıda bulunuyor.

            “SAKAL” İŞİ SIKTI BE…

            Bu ne ya? Ortadoğu ülkesi olduk çıktık!

            Gencinde sakal, yaşlısında sakal.

            Topçusunda sakal popçusunda sakal.

             Politikacı zaten sakallı…

             Futbolcu çocukta, basketbolcu gençte sakalın işi ne birader?

             Hele hele bazı yurttaşlarımız var ki fikirleri ile sakalları hiç uyuşmuyor.

             Bir öğretmende sakalın işi ne arkadaş?

            ***

           YANLIŞ ANLAMA ÜZERİNE..

         Abuk subuk laf etmekte bizim politikacıların üzerine yoktur. Ertesi gün de “Beni yanlış anladınız” diye çıkarlar karşımıza.  Sıkıldınız biliyorum. Yanlış anlama deyince aklıma bir küçük öykü geldi.     

        Genç ve güzel bir kadın parkta oturmuş dondurma yerken bir adam yaklaşmış ve çok ve kibar bir ifadeyle konuşmuş:

 “ - Affedersiniz hanımefendi. Size bir şey sormak istiyorum, ama beni yanlış anlayacaksınız diye çekiniyorum.”

     Adam o kadar kibar ve efendi görünümlü ki.. Kadın gülümsemiş:

   “- Hayır, yanlış anlamam. Sizi dinliyorum, ne sormak istiyorsunuz ?”

     Adam sormuş:

     “- Bi kere dilimi dokundurabilir miyim?”

     Kadın “Tabii” deyip uzatmış dondurma külahını.. “Hepsi sizin olsun..”

     Adam suratını buruşturmuş ve hayal kırıklığı içinde söylenmiş:

  “- Bakınız, ben size söylemiştim. Yanlış anladınız işte..”

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
24Oca
17Oca

  İş Paraya Kaldı...

10Oca
03Oca
21Haz

ÇOCUKLAR BİR HARİKA!