Hepimiz aynı mı görüyoruz


Resim yapmak ya da objeleri şekillendirmek ve onlara bir anlam kazandırmak, 
Bulutların aldığı şekillerden  motifler çıkarmak, ya da ağaç dallarının arasından gün ışığının onlara verdiği açıklı koyulu tonlamalar ile tane tane olduklarını anladığımız yaprak kümelerine bakarak bir canlıya mesela bir insan suretine benzetmek çocukluk yıllarımda benim için eğlenceli bir oyundu. 
 Şimdilerde daha iyi anlıyorum ki aslında eğlenceli bir oyundan da öte kendi alanımın içine girmek ve orada var olmaktı. 
Yaprakların koyu ve açık yeşil renklerde dans etmesi ya da masmavi dalgaların birbiri ardına kıyıya ulaşırken ve dalgaların şiddetine göre üzerlerinde oluşan beyaz köpükler hangimizi mest etmemiştir.  Yeşil yaprakların arasından size göz kıpan kırmızı, pembe güller…
Peki ya yeşil olarak gördüğümüz yapraklar aslında maviyse…
Kırmızı o kadar da parlak değilse…
Ya da sizin koyu yeşil olarak gördüğünüz bir bitki örtüsüne arkadaşınız koyu gri diyorsa…
Gün ışığının yansımasıyla oluşan renkler ve tonlamaları maddeyi görünür hale getiririr. Ancak renkleri hepimiz aynı göremeyebiliriz.
Gerçeklik algımız, duyularımızın ve yaşanmışlıklarımızın belki de atalarımızdan aldığımız genlerdeki kodlamanın yani bir mirasın sonucunda oluşur. Genlerimiz, bizim dünya algımızı değiştirir de diyebiliriz. Peki renkleri aynı görememek anormal bir durum mudur?
 Normal algısının çoğunluk etkisi ile oluştuğuna ve dolayısı ile ‘’normal’’ diye adlandırdığımız durumların şartlara ve zamana göre değiştiğine inandığım için bana göre anormal değil, farklılıktır ve hepimiz küçük ölçeklerde birbirimizden farklıyızdır.
Tıp dilindeki adı ‘’Diskromatopsi’’  sonucu dünya algımız farklı olabilir. Dilimize ‘’renk körlüğü’’ olarak çevrilse de benim nitelendirmeme göre ‘’renkleri farklı görmek’’ çeşitli boyutlarda ve farklı nedenlere bağlı olarak meydana gelebilir. 
Bilim insanlarına göre, yeşil, mavi ve kırmızı üç ana rengin retinamızda bulunan sinir hücrelerine ulaştıktan sonra meydana gelen bir etkileşimin sonucudur.
Görmenin oluşabilmesi için bir ışık kaynağı gereklidir. Işık kaynağından çıkan ışınlar, bazı dalga boylarında soğurulurken bazıları yansıtılabilir. Yani ışık nesneye ulaşır, baktığımız anda gözümüze ve oradan gözün arkasındaki retinaya ulaşır. Retinada koni ve çubuk adı verilen sinir hücreleri vardır. Bu hücreler ise ışığı soğurduğu zaman yapısında kimyasal değişimler ortaya çıkan pigmentler içerir.  Bu kimyasal değişimler, elektrik sinyallerinin oluşmasına neden olur ve böylelikle renkler algılanır. 
Çubuk hücrelerde bir, koni hücrelerinde ise üç pigment bulunur. Çubuk hücrelerindeki pigmentler ışığa duyarlı  iken koni hücreleri, ışık tayfındaki üç ana renk olan kırmızı, yeşil ve maviye duyarlıdır. Bu üç ana rengin retinadaki yorumuna göre de renk algımız değişebilir. 
Bu arada normal görme diye nitelendirilen durumda renkler, ışık demetlerinin yansıması sonucu oluşur. Mavi olan deniz kendisine gelen ışık demetinin mavi olanını yansıtır, yapraklar yapısındaki kloroplastların yeşil olmasından dolayı yeşildir.
Oldukça kapsamlı olan bir konuya küçük dokunuşlarla değinmeye çalıştım. 
Mutlak bir doğrunun olmadığı bir dünyayı paylaşırken neden birbirimizi anlamamız gerektiği ya da hoşgörülü olmanın neden çok önemli olduğuna da küçük bir dokunuş yapmak istedim.

simbercana@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
Barbunn Popup