Ebeveyn büyük çocuk, şımarık küçük çocuk


Günaydın
Evimiz dünyanın değerli sakinleri…
Güneşin tatlı ışıkları huzmeler halinde süzülerek bulutların arasından bizleri selamlıyor ve yeni bir gün yepyeni umutlarla başlıyor. Hayatta karşımıza ne çıkarsa selamlayarak devam ediyoruz yolumuza. 
Hayaller, ümitler, beklentiler de bizleri yol ayrımlarına götürüyor. Kimi zaman bir iş, bir aile, çocuk sahibi olmak ve böyle sürüp gidiyor. 
Fakat hayallerin somut gerçekler haline gelmesi hem bir süreci, hem de seçtiğimiz alanda kendimizi geliştirmeyi gerektiriyor.
Bir meslek sahibi olmak için mesleki bir eğitim veya üniversite okumak, seminer ve kurslar, devam eden süreçte yine kendi kendini geliştirmeyi sürdürmeyi gerektiriyor.
Başarılı olmak, daha iyi kazanmak için eğitimler alıyoruz, kurslara gidiyoruz.
Hayatın bir noktasında aile kurmak istersek ne yapıyoruz?
Evleniyor ve eğer mümkünse ve istiyorsak çocuk sahibi olabiliyoruz.
Evlilik bir noktada iki kişiyi ilgilendirdiği için sorunlar ve çözümleri kolay olabiliyor, tabii ki ekonomik anlamda her iki kişi de yeterli ise…
Zaten ekonomik anlamda sorun çıkmazsa duygusal bağlarla birbirini tamamlayan iki insanda kolay kolay sorun çıkmıyor.
Zaman geçip aileye çocuklar dahil olduğu zaman fikir ayrılıkları doğabiliyor. Sadece ebeveyn değil, çocukların ve ailelerinin apayrı iç dünyaları,  kardeşler arası sorumluluk paylaşımı noktasında da fikir ayrılıkları doğabiliyor.
Anne-baba, bazen de tek ebeveyn, büyük çocuğa sanki kardeşinin anne veya babasıymış gibi sorumluluklar yükleyebiliyor. 
Daha kendisi çocuk iken kardeşinin sorumluluğu verilmiş bir çocuk çıkıyor ortaya…
Daha küçük çocuklar ise sırası ile birbirine ebeveyn oluyor.
...ya en küçük çocuk?
Ona da biraz şımarık olmak düşmüştür. Çünkü küçüktür ve bilmez o…
Büyüğün zaten şımarma lüksü olmaz kolay kolay…
 ‘’Kardeşini hoş gör’’, ‘’Sen büyüksün, büyüklüğünü bil’’ gibi söylemlerle geçer çocukluğu…
Bir yanda çocukluğunu anlamadan bir yetişkin gibi büyüyen bir çocuk, diğer yanda abisinin veya ablasının gölgesinde büyümeye alışmış küçük çocuk…
Bu noktada şöyle düşünülebilir:
‘’Biri büyük, diğeri küçük ve hayat bu…’’,’’Biz de büyüklerimizden böyle gördük’’
Peki, gerçekten de durum böyle mi yoksa ailelerin kolayına mı geliyor böyle olması?
Doğum sırasını kişi kendi belirlemediği halde ona herhangi bir rol biçmek onun hayatı üzerinde tahakküm kurmak değil midir? 
Ne yazık ki hayatın bir yerinde hepimiz yapmış olabiliriz. Ancak, zararın neresinden dönülse kârdır.
 Çocuklar, ebeveyn olmak için önce büyümeli ve kendi ailelerini kurmalıdır, kardeşlerine ebeveyn olmak onların görevi değildir. 
Hayata küçük kardeş olarak gelmiş bir çocuğun da bireyselleşme sürecini kimsenin gölgesine girmeden veya desteğine muhtaç olmadan tamamlayabilmesi gereklidir. 
Maalesef bu durumların acısı çıktığında geri dönüp düzeltmeye çalışmak gerçekten zordur. 
Hatta aile kurmak veya çocuk sahibi olmak isteyen çiftler için tercihe bağlı ebeveynlik kursları olmalıdır. 
Sertifika da verilebilen bu kurslar, çocuk sahibi olduktan sonra da gelişim seminerleri şeklinde devam etmelidir.
Hem fiziksel, hem duygusal anlamda sağlıklı bireyler yetiştirmek hepimizin hayalidir. Bunu ise konusunda uzman kişilerden gelebilecek bilgi ve teknolojinin yardımı ile daha kolay yapabiliriz.
 Sonuçta çocuk sahibi olan her ailenin hayali; Önce kendine sonra topluma faydalı bireyler yetiştirmektir…
Sevgi ve saygılarımla

simbercana@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
Barbunn Popup