KORONA GÜNLÜĞÜ


Hep birlikte bir bilim kurgu filminin içinde yaşıyor gibiyiz.  Hem oyuncuları, hem izleyicileri olduğumuz bu filmde  her kafadan bir ses çıkıyor, farklı senaryolar elden ele dolaşıyor ve hiç kimse bir sonraki bölümde ne olacağını öngöremiyor. Üstelik yalnızca bir şehirde, bir ülkede değil, tüm dünyada aynı anda gösterime giren bu film öyle yüksek dozda gerilim içeriyor ki, soluklar tutulmuş, çevremizdeki herkese kuşkuyla bakıyor, yemeye, içmeye, dokunmaya korkuyoruz.

Sahip olduğumuzu sandığımız her şeyin aslında koca bir hiç olduğunu anladığımız günlere tanıklık ediyoruz. 

Gözümüzle  göremediğimiz bir virüs tüm dünyayı felce uğratıyor. Ne modern silahlar, ne güçlü ordular, ne lüks arabalar, ne son teknoloji iletişim araçları, ne dünya liderleri , hiçbir şey, hiç kimse engel olamıyor bu gözle görünemeyecek denli küçük ama tüm dünyaya meydan okuyacak kadar güçlü düşmana.

Uçaklar iptal oluyor, önce  ülkeler, derken şehirler sınırlarını kapatıyor. O da yetmiyor, evlere kapanıyoruz. 

Üstelik  ne dil, ne inanç, ne etnik köken, ne milliyet, ne cinsiyet tanıyor. Zengin, yoksul tanımıyor. Ünlü, ünsüz, genç, yaşlı ayrımı yapmıyor.

Yani “Bu adam başbakan” ya da “Bu kişi dünyaca tanınmış biri , ona dokunmayayım”  demiyor. 

Hani gözle görülür bir düşman olsa daha kolay meydan okuyacağız,  gelin görün ki  bu kez düşmanın soluğunu ensemizde hissediyor ama hızla dönüp baktığımızda hiçbir şey görmüyoruz.

Gözümüzle bile göremediğimiz bir virüs aslında “Çin nere, burası nere” anlayışının ne kadar yanlış olduğunu, aslında uzak diye bir yer olmadığını, dünyanın bir ucunda yaşanan felaketin aslında yalnızca o ülkeyi değil, tüm dünyayı etkilediği gerçeğini tüm acımasızlığıyla serdi gözlerimizin önüne.

Ben öyle karamsar senaryolar üretmek yerine tüm bu yaşadıklarımızı sıra dışı bir deneyim olarak görüp doğru stratejileri uygularsak hayatta kalmanın ötesinde hayatımıza olumlu etkileri olabileceğine inanıyorum.

Kim bilir, belki de artık küresel olarak hep birlikte insana yaraşır şekilde , insanca yaşamayı öğreniriz.

Tüketim toplumu olarak o kadar çok ben merkezli yaşamaya başlamıştık ki, insan olmanın güzel, ahlaki yanları giderek azalmaya başlamıştı.

“Daha çok al, daha çok tüket, arabanı değiştir,  telefonunu değiştir,  giysini değiştir, mobilyanı değiştir, saçının rengini değiştir, yaşam biçimini değiştir, onu  değiştir, bunu değiştir” döneminden kurtulup, hayatı daha basit, daha farkındalıkla , daha doğal, hırslarımızdan ve sürekli tüketme duygularımızdan arınmış, daha çok üreterek, daha çok paylaşarak, “Ben” yerine “Biz” olarak yaşamayı öğrenebilsek güzel olmaz mı?

 

Görünen o ki, pek çoğumuz çocuklarımızın elinden tutup kurstan kursa koştururken, onlara en pahalı teknolojik oyuncakları alırken onların gözünün içine bakarak sevginin, saygının, paylaşmanın ne olduğunu anlatmaya zaman ayırmadık ya da unuttuk. Şimdi televizyonlarda saygısızlığı büyüklerine haddini bildirmek olarak algılayan gençleri görünce içimiz sızlıyor.

Belki bu günler hepimiz için birbirimizi yeniden kazanma günleri olur ve  hep birlikte birbirimize sarılmayı, aile olmayı, saygıyı, sevgiyi, paylaşmanın, yardımlaşmanın güzelliğini yeniden öğrenebilir, öğretebiliriz birbirimize.

 Evlerimizde kalmayı “Ev Hapsi” olarak görmekten de  vazgeçmemiz gerekiyor öncelikle. Bakış açımızı değiştirerek dezavantajı avantaja dönüştürebiliriz.

Eğer hala okumadıysanız bir kitap önerim olacak sizlere: Anne Frank’ın Günlüğü. İkinci Dünya savaşı sırasında Hollanda’da küçücük bir kızın gizlendiği çatı katında tuttuğu günlük defteri, gerçek bir yaşam öyküsü. Anne  Frank, o koşullarda bile asla umudunu yitirmemiş. Bizimse her şey elimizin altında. Başımızın üstünde savaş uçakları uçmuyor.

Ailemizle, dostlarımızla, komşularımızla  bağlantıda bulunmamızın tek yolu yüz yüze görüşmek değil. Sosyal medya, eposta, telefon, görüntülü konuşma ile de insanlarla bağlantımızı sürdürebiliriz..

 Ülkemizde ve tüm dünyada  ekonomik anlamda bir kriz yaşanmakta ve  daha da büyük bir kriz yaşanacağını tahmin etmek için falcı olmaya gerek yok. Ülkemizde de pek çok vatandaşımız işini kaybetti ve zor koşullar altında ailesini geçindirmeye çalışıyor. Gereksinimi olanlara yardımcı olmak bize kendimizi daha iyi hissettirecektir. Kendi çevremizden, mahallemizden araştırıp gereksinimi olanlara olanaklarımız el verdiğince destek olmaya çalışsak inanın çok daha huzurlu uyuruz.  Unutmayalım, hepimiz aynı teknedeyiz.

 Paranoya, panik atak, obsesyon ve kaygı dörtgeni arasında sıkıştığımız bu günlerde bize düşen  sağlıklı olarak hayatta kalmak için elimizden geleni yapmak.

İnsanlık olarak zor bir sınavdan geçtiğimiz doğru ama bir avantajımız var. Sınav soruları elimizde. Virüs bizi kovalamıyor. Kapı altlarından, pencere aralıklarından içeri sızmıyor virüs. Yani virüsten kaçmak için hızlı koşmamıza gerek yok. Tam tersine durmamız gerekiyor.

Duralım, düşünelim, sorgulayalım. Dışa değil, içe dönelim. Henüz nasıl olacağını bilemesek de,  dileğim,  hem oyuncusu, hem izleyicisi olduğumuz bu bilim kurgu filmini mutlu sonla bitirelim.
 

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 4

  • Filiz | 28 Nisan 2020 22:40

    Harika eline yüreğine sağlık.

  • Nuran Ekmekçi | 28 Nisan 2020 13:57

    Nayif bir dille ,yapılması gerekenleri çok güzel ifade etmiş yazar.Teşekkürler

  • Nuran Ekmekçi | 28 Nisan 2020 13:57

    Nayif bir dille ,yapılması gerekenleri çok güzel ifade etmiş yazar.Teşekkürler

  • Betül Budak | 28 Nisan 2020 12:13

    Muhteşem

YAZARIN SON 5 YAZISI
27Tem

HAYATIN KENDİSİDİR ZAMAN

27Haz
15May

KORONA GÜNLÜĞÜ 2

18Nis

KORONA GÜNLÜĞÜ

13Mar

Denge

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
Barbunn Popup