DİKKAT ÇOCUK VAR!


 Biz yetişkinler, çoğu zaman çocukların yanında kendi sorunlarımızdan söz ederken, onların  kendi dünyalarında yaşadıklarını, bizim konuştuklarımızla ilgilenmediklerini düşünüyoruz.

Sözlerimiz ve davranışlarımızla onlara rol model olduğumuzu bazen unutuyor, bir köşede arkadaşıyla oyuna dalmış çocuklarımızın yanında duymadıklarını düşünüp arkadaşlarımızla rahatça her konuda konuşuyoruz. .  Oysa, çocuklar dinlemenin  söylediğimiz her şeyi belleklerine kaydediyorlar.

Hasta ya da yaralı bir kedi, köpek gördüğünde yardım etmek için çabalamayan bir çocuk görmedim.  Küçük yaşta ki çocuklar, yere düşen bir yetişkin bile olsa güçlerinin kaldırmaya yetmeyeceğini düşünmeksizin ellerini uzatıyorlar yardım için. Ellerindeki yiyeceklerinden bir ısırık alıp, yanlarındaki arkadaşlarına, evcil hayvanlarına da uzatıyorlar paylaşmak için. Konuklarımıza, dostlarımıza nezaketen söylediğimiz beyaz yalanları bir çırpıda ortaya dökerken, bizi ne denli zor durumda bırakacaklarının hesabını yapmıyorlar. Çocuklar, yalanın beyazı, pembesi, mavisi mi olurmuş anlamakta zorlanıyorlar. Defalarca dile getirdiğimiz  “yalan söylemek kötü bir şeydir” sözümüze yürekten inandıkları için bizim öğrettiğimiz doğruları  bize  uyguluyorlar.

O tertemiz yüreklerinde ne kötülüğe yer var, ne kine, nefrete, ne de öldürücü hırslara.

Öfkeleri de, kırgınlıkları da çok kısa sürüyor.   Yetişkinler gibi dargınlıkları günlerce, haftalarca, yıllarca sürdürmüyorlar. Sıcak bir gülümseyiş, içten bir sarılmayla tüm kırgınlıkları unutuyorlar.

Çocuklar para, pul hırsından uzak,  şeker, çikolata, oyuncak gibi küçük şeylerle mutlu olabiliyorlar. Bir çocuk gülerken, kahkaha atarken  endişelerden uzak, tüm benliğiyle mutluluğu duyumsuyor. Küçük bir çocuk için pahalı giysiler de bir, pazardan alınan ucuz giysilerde. Sahip olduklarına fiyatları kadar değer biçmiyor  küçük çocuklar. Onlar için etiketinde hangi şirketin adının yazdığının, kaç para ödediğimizin hiçbir önemi yok. 

İlk tanıştıkları insanlara şekilsel yaklaşmıyorlar, karşılarındaki insanın ne giydiği önemli değil onlar için. Çocuklar, kendilerini  gerçekten sevenleri sözcüklere gerek olmaksızın bakışlarından, davranışlarından  anlıyorlar. Yıllar  önce kızım Lara henüz altı yaşlarındaydı. Bir arkadaşım onun yaptığı resme bakarken “ Ama taşları mor boyamışsın Lara, mor taş olmaz ki!” deyince Lara “Neden? “ diye sordu. Sonra da “ Ama resim bir sanat ve resimde her şey her renk olabilir bence. “ dedi. Bu sözün üzerine artık söylenecek söz yoktu. Çünkü bizler gerçekçiliğimizle düşlerden uzaklaşırken, çocuklar hayal güçlerini sınırsız kullanarak yaratıcılıklarını ortaya çıkarabiliyorlar. Yetişkinler giderek  merak ve öğrenme isteklerini yitirirken,  çocuklar bıkmadan, usanmadan sorular soruyor, her şeyi öğrenmeye çalışıyorlar.

Başarılı her  sanatçının, bilim adamının yaratıcılıklarını, yeteneklerini sınırsız kullanabilmeleri için  içlerindeki çocukla barışık yaşadıklarına inanıyorum. O çocuk, onların ellerinden tutup, tüm sınırların ötesine geçmelerine yardımcı oluyor bence.

 

Ama sonra ne oluyor? Çocuklar bakıyorlar ki, çevrelerinde ki yetişkinler tartışıyor, küsüyor, birbirleriyle uzun zaman konuşmuyor, görüşmüyorlar. “Yalan söylemek kötüdür” derken birbirlerinin gözünün içine bakarak yalan söylüyorlar. Herkese karşı  saygılı, dürüst  olmaları gerektiği  öğütlenirken , yetişkinler birbirlerinin yüzlerine karşı gülümseyip,  kendilerine  en yakın görünen kişilerin  arkasından olmadık, kaba sözler söylüyorlar.  Kendilerine “kavga etmek iyi değildir” denilirken, televizyonlarda yetişkinlerin birbirlerini hatta çoluk çocuk demeden onlarca insanı  nasıl acımasızca öldürdüklerini izliyorlar.

Okulda sınavlar başlayınca ilk kişisel  yarış başlıyor. Bir yandan büyüklerin “paylaşmak güzeldir, dayanışma güzeldir” sözlerini dinlerken, öte yandan sistemin döngüsüne kapılıp bir puanla arkadaşının öne geçmesine engel olmak için bilgiyi bile paylaşmaktan kaçınır oluyorlar. Kafaları karışıyor çocukların.  Oyuncak bebekler markalaşmaya başladıkça,  taşların mor olmadığını, yalanların beyazının zararsız olduğunu söyleyenlerin sayısı çoğaldıkça, çocuk yavaş yavaş yetişkinlerin dünyasına adım atmaya başlıyor. Çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi sayılan ergenlikte yaşanan tüm sıkıntıların nedeni acaba yalnızca değişen hormonlar mı diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Yoksa, yetişkinlerin dünyasına adım atmakla, çocukluğun düşsel sokaklarından uzaklaşmalarının getirdiği endişeler mi onları bu denli değiştiren, gerginleştiren? Belki de  onları hızla yetişkinlerin dünyasına çekmek yerine, yitirmekte olduğumuz değerleri, içtenliği,  paylaşmayı, çıkarsız  sevgileri, yeniden düşler kurmayı   bize anımsatmaları için ellerimizden tutup zaman zaman bizi çocukluğumuzun sokaklarında dolaştırmalarına izin vermeliyiz. Ya da her yana “Dikkat Çocuk Var” uyarıları yazmalıyız ki, davranışlarımızla, konuşmalarımızla onlara kötü örnek olmayalım. Bizim çocuklardan öğreneceğimiz daha çok şey var.


 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
06Ara

Biraz Hafiflemeye Ne Dersiniz?

27Kas

DİKKAT ÇOCUK VAR!

25Kas

BOŞANMA SÜRECİ VE ÇOCUKLAR

19Kas
23Ağs

AH BU ERGENLİK!