KARANTİNA GÜNLERİNDE 65 YAŞ ÜSTÜ OLMAK


İlk’lere uzak, son’a yakın..  Onca yaşanmışlıkların ardından kalan son bir bahar.. Geçmiş zamanların siyah beyaz resmi geçit töreni.. Gürül gürül akan şelaleden sonra düze çıkan sakin ve huzurlu dinginlik.. Göğüs kafesine sığdıramadığın koca bir yalnızlık.. İhtiyarlık!
Modern çağ öncesi toplumlarda ihtiyarlık bir bilgelik sembolü olarak algılanır, toplumun en yaşlı bireyleri, en bilge kişiler olarak değerlendirilir, herkes tarafından büyük hürmet ve saygı gösterilirdi. Hatta ülke için önemli kararlar almadan önce komutanlar ihtiyarlardan akıl alırlardı. Eskiden her köyün bir ihtiyar heyeti bulunması, şehir meclislerindeki üyelerin neredeyse tamamının yaşlı bireylerden oluşması, onların bilgi ve tecrübelerine duyulan sonsuz güven duygusundan kaynaklanırdı. İlkel toplumlarda kabilenin kültürel mirasını koruyan yasa koyucular da yaşlı bireyleriydi. Çünkü onların hayat deneyimleri, bilgi birikimleri gelecek için önemli referans kaynakları olarak görülürdü. Oysa günümüzdeki modern çağ algısı ihtiyarlığı değersizleştirdi, onu işlevsiz, işe yaramaz, düşünce yetileri bozulmuş, eksik ve yetersiz bireyler, hatta acı bir itirafta bulunmak gerekirse, onları toplum için fazlalık olarak yansıttı. Bu durum modern zamanların algı yönetiminin bir sonucuydu. Halbuki modern algının aksine  ihtiyarlık hayatın sırrına ermek ve bilgelik ile eş değerdir. Bu gün gençler kadar teknolojiye maruz kalmadıkları için Coronavirüs salgınının ciddiyetini kavrayamayan ve evde kalmayan yaşlılarımızın gençler tarafından alay edilmesine yönelik tanık olduğumuz manzaraların altında yatan algı, modern çağın ihtiyarlık sürecine yüklediği bu negatif anlamlar olabilir mi?
Modern çağın ihtiyarlara yönelik oluşturduğu olumsuz yüklemeler, yaşlıların toplumun bir parçası olarak, onların hayat deneyimlerinden faydalanabileceğimiz eşsiz zenginliğe sahip kaynaklar olarak değil, maalesef oların işlevselliği olmayan ve toplum için ayak bağı bireyler olarak algılanmasına neden olmuştur. Bu algı, yaşlıların toplumdan izole yaşamalarına neden olan, ticari kurumlara dönüşen huzurevleri kavramının daha fazla güç kazanmasını sağlamıştır. Bu gün, karantina kararına uymayıp, bankta oturan toplumsal köklerimize, yaşlılarımıza evde kalmadıkları için yumurta atan, onlarla dalga geçen, onları mizah malzemesine dönüştüren gençlerimizin davranışları bu algıdan besleniyor olabilir mi? Peki bu algıyı biz nasıl oluşturduk? Yeni nesilde yaşlılığı küçümseme, değersizleştirme, mizah malzemesine dönüştürme algısını nasıl oluşturduk? Şimdi hepimiz iki saniye de olsa, aynada kendimize bakalım. Ne görüyorsun aynada? Yaşlılarımızı kişisel alanlarımızdan uzaklaştırarak, onları sosyal hayatımızdan izole ettik.. Çoğalan, her gün milyonlarcası eklenen bilgi yığını içinde milli hafızamızı yitirdik.. Işık hızında ilerleyen kentler ve gökdelenlere onları sığdıramadık, huzurevinde yalnız odalarında mutlu olduklarına inanarak gece vicdanımız rahat derin uykulara daldık.. Bayram günlerinde onları ellerinde dolu şeker kaseleri ve kolonya ile beklerken kapı ziline hasret bıraktık.. Gençler ebeveynlerinin aynasıdır. Şimdi aynaya iyi bakın! 
“Ölmek mi yoksa önemsenmek mi?” sorusunun yanıtı, belki de ölüme bir adım mesafe kalmış zamanlarda “önemsenmek”ti. Öyle elzem bir ihtiyaçtır ki değer görmek ve önemsenmek, yalandan da olsa duymak ister insan. Coronavirüs salgını ülkemizde ilk görüldüğü günden bu yana, sürekli olarak yaşlıların risk altında olduğu ve evlerinden çıkmamaları yönünde  uyarı yapılmasına karşın, onların güncel hayatlarına aynı şekilde devam ettiklerine tanık olduk. Aslında bu manzara sadece bizim ülkemizde değil tüm dünyaya ait bir manzaraydı. Salgın nedeniyle tüm dünyada gençler ve orta yaş kendini evde karantinada tutarken, yaşlıların rahatlıkla sokaklarda güncel yaşamlarına devam etmekteki ısrarcı tutumlarıyla karşılaştık.  Şimdi modern çağın tüketim toplumu, biz balık hafızalı bireylere servis ettiği algının bir sonucu olarak, yaşlılarımızın bu davranışı  “ben de varım” haykırışı olarak değerlendirilebilir mi? Ötelenmek, ötekileştirilmek, değersizleştirilmek herkese acı verir. Ama yaşamın sonbaharında her zamankinden çok daha acı verir. Çoğumuz belki farkında olmadan onları ötekileştirdi. Belki bazılarımız gerçekten onları bir ayak bağı olarak gördüğü için toplumdan izole yerlere yerleştirdi. Çoğumuz onların fikir, görüş ve düşüncelerini önemsiz ve gereksiz görerek onları değersizleştirdi. Ve çocuklarımız da buna tanık oldu. Çocuklarımız büyüdü, delikanlı oldu, genç kız oldu..  ve sonra salgın hastalık oldu.. ve sonra da olanlar oldu.. Gördüğümüz manzaralar içimizde derin bir sızı oldu.
Oysa yaşlılık, dik ve kayalık bir yamaca tırmanmaya benzer. Çıkarken yorulursun, ama zirveye ulaştığın zaman herkesin gördüğünden daha büyük bir manzaraya tanık olursun. Bu bilgelikten, bu engin denizlerden neden faydalanmıyoruz! Modernleştikçe kazandığımızı sanıyor, yanılıyor, köklerimizden uzaklaşıyoruz.. Yalnızlaşıyor ve yalnızlaştırıyoruz. Özümüze yabancılaşıyoruz. Yaşlılar bizim milli hafızamız, bilgelik kaynaklarımız. Onlar bizi felaketlerden korumak için toprağa bağlayan köklerimiz. Onlar bizim toplumsal tarihimiz, geçmişimiz. Geçmişimiz bizim geleceğimiz. 
Modernizmin ihtiyarlığı toplumsal bir ayrımcılığa dönüştüren halkasını kırmak mümkün. Çocuklarımıza yaşlılarımızı toplumsal varlığımızın bilge zincirleri olarak yaşamalarını sağlamak mümkün. Karantina günlerinde bankta oturan 65 yaş üstü milli değerlerimizin koluna girip şefkatle onları evlerinde kalmalarını sağlamak mümkün..
Bilmezler yalnız yaşamayanlar
Nasıl korku verir sessizlik insana
İnsan nasıl konuşur kendisiyle
Nasıl koşar aynalara
Bir cana hasret
Bilmezler 
Derken Orhan Veli Kanık, gerçekten bilmek ve anlamak için mutlaka yaşamak mı gerek? Yaş otuz beş, yolun yarısındayken, altmış beş yaşı, ömrün kalan son baharını anlamak, o kadar da zor olmasa gerek! İlkbaharda filizlenen yapraklar bile sonbaharda birer birer sararıp düşerken ve bir sonraki bahara uyanmak için mevsime veda ederken… Ve yaşadığımız süre boyunca her mevsim bu döngüye tanık olurken… 
 

psikologsaadet@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI