Selam olsun - Prof.Dr.Ercan BALDEMİR

Selam olsun


Eğer bir şeyleri kendinize dert ediniyorsanız, çözüm için çareler ararsınız. Sorunu net bir şekilde ortaya koymak için sorular sorarsınız. Hele de bu sorun bir memleket, bir nesil yetiştirme, bir toplum meselesi ise, bu sorduğunuz sorular bazen can acıtır, içinizi sızlatır. 
Bir sürü sorularımız var kafamızda. Maalesef bazen ya sormaya korkuyoruz ya da gerçekleri öğrenmeye, ya da hiç cevap alamayacağımız düşüncesiyle sormaya gerek görmüyoruz. Beynimizde bir takım doğrularımız var ama bunların ne kadar geçerli olduklarını bilmiyoruz. Ya da neye göre, kime göre doğru olduklarını.
Yargısız infazlarımız var, sorgusuz inançlarımız. Çoğu zaman peşin hükümle karar veriyor, empati kurmaktan kaçıyoruz. Sahip çıkamadığımız saf, tertemiz çocuklarımızdan suç makinası insanlar türetiyoruz.
İşlemediği suç kalmamış bir caninin, Anadolu kültürüne sahip, merhametli bir insan olan babasına sorarlar; ‘’Amca sen bu çocuğu nasıl yetiştirdin de böyle cani birisi oldu? Adam gelenlerin yüzüne acıyla bakar, “oğlum” der, bu çocuk küçüklüğünde çok çalışkan, başarılı, terbiyeli bir çocuktu. Bir gün geldiler bana dediler ki; Amca bu çocuk burada kalırsa heba olup gidecek, yokluk içerisinde kaybolacak, ver bu çocuğu bize okutalım, yetiştirelim ve aldılar götürdüler. Şimdi ben size soruyorum; siz bu çocuğa ne yaptınız da böyle zalim, cani biri oldu?”
Evet aslında her suç işleyen biri olduğunda içimiz yanmalı ve şu soruyu kendimize sormalıyız: Biz toplum olarak, devlet olarak, aile olarak, arkadaş olarak ne yanlış yaptık da bu insan bu suçu işledi?
Biz ne kadar iyiyiz. Ya da iyi insan olduğumuzu düşünüyor muyuz? Kendimizde suç arıyor muyuz hiç? Yoksa suçu hemen başımızdan atıp, kolay olan yolu mu seçiyoruz? Biz insanlık için ne yaptık? Biz nasıl bir örneğiz? Çocuklarımızı, gençlerimizi iyi yetiştirebiliyor muyuz? Ya da bu yönde bir gayretimiz var mı? Biz insanları kucaklıyor muyuz, yoksa dışlayıp kendimizden uzaklaştırıyor muyuz?
İçimi sızlatan bir haber okumuştum. Siz de hatırlarsınız. Şehrin ismini vermek istemiyorum. Sınıfında otistik bir çocuk olduğu için, diğer bir kısım çocukların aileleri ayağa kalkmışlar, biz sınıfımızda otistik çocuk istemiyoruz diye. Ne günahı var o zavallı çocuğun ve ne günahı var o çocuğun anne-babasının, kardeşlerinin?
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Sevgi Evleri diye bir uygulama başlatmıştı. Kimsesiz çocukların bir yurtta bir arada kalmayıp, farklı mahallelerde evler kiralayarak, az çocukla, başlarında bir ev annesi olacak şekilde; topluma kazandırılmasının amaçlandığı bir proje idi. Bir kısım ev sahiplerinin bu çocuklara evini kiraya vermek istememelerinden ki kirasını devlet ödeyecek, mahalledeki ailelerin bu çocukların kendi çocuklarının okullarına gitmesini ve onlarla arkadaşlık kurmasını istemediklerinden, kurum çalışanı bir arkadaşım üzüntüyle bahsetmişti.
Evet, ne ekersek onu biçiyoruz. Nefret tohumları ekersek, nefret, kin; sevgi tohumları ekersek sevgi ve merhamet biçeriz. İtersek düşman, kucaklarsak dost kazanırız.  Biz hangisini yapıyoruz?
Kanayan o kadar çok yaramız var ki, ne sargı bezi dayanıyor ne de merhem. Ve maalesef geldiğimiz nokta, birbirlerine düşman aileler ve insanlar.
Ahlak, erdem nedir bunlar? Ahlaklı ve erdemli bir insan tanımını nasıl yaparsınız? Ve kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz? Lütfen sorun kendinize.
İlk köşe yazımı yazıyorum. Dert ettiğim her şeyi yazacağım. Yeri gelecek matematikten, analitik düşünceden, ekonomiden, siyasetten; yeri gelecek kinden, nefretten, sevgiden, merhametten, aşktan dert yanacağım sizlere. Çocuklarımızı, gençlerimizi, insanlarımızı, kısaca hayatı dert edineceğim ve sizlerle dertleşeceğim.
Necip Fazıl’ın dediği gibi,
“Ey düşmanım sen benim ifademsin, hızımsın;
Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın”
Ahlaksızlıklar, tecavüzler, kadın öldürmeler, kaybolan gençliğimiz. İşte bunlar benim düşmanım. Var oldukça da benim ifadem ve hızım olacaklar.
Ne zaman siyatiğimin azdığından, ayağıma vurduğu için topalladığımdan; ya da muhabbet kuşumun yaramazlıklarından, kedimin tatlılıklarından bahsetmeye başlarsam, artık ya dert edindiğim bütün problemler çözülmüş, bitmiş; ya da ümidim kırıldığı için yazacak hiçbir şeyim kalmamıştır. Ya da ihtiyarlamışım, kimsesiz kalmış, laf yapacak insan arıyorumdur. O zaman artık beni okumayın. Size verecek hiçbir pozitif enerjim kalmamış demektir, vakit hırsızlığından başka bir şey olmaz yaptığım.
Dert ediyorum. Ortada büyük bir yangın var onu göstermeye çalışıyorum. Ama bakıyorum çok kimse ilgilenmiyor. Bir kova su getiren yok. Sonra bakıyorum ki meğer yangın içimde imiş. İşte bu yangını ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Denizyıldızlarının bir tanesini olsun denizle buluşturmaya çalışıyorum. Eminim ki o denizyıldızı da başka denizyıldızlarını denizle buluşturacak.
Evet, selam olsun;
Ülkemin gök kuşağı gibi rengârenk farklılıklarına selam olsun;
Pırlanta kalpli gençlerimize, sevimli, saygılı, çalışkan çocuklarımıza selam olsun;
Mevlana, Yunus Emre, İbni Sina, Fatih Sultan Mehmet gibi evlat yetiştiren annelere selam olsun;
Derdimi dert edinenlere, yolumu yol edinenlere selam olsun,
Fethiye’den, tüm Türkiye’ye selam olsun.
 

ebaldemir@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Eyl

Üniversite yatma yeri değil

07Eyl

Haydi okula

31Ağs

Zafer bayramımız kutlu olsun

24Ağs

Özel okul soygunları

17Ağs

Üniversite tercihi

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
BARBUN BERKAY KONSER