Tersanede Yangın: Son Çığlık ve Son Uyarı!


Geçen hafta sonu, şehrimiz çok ama çok büyük bir tehlike atlattı. Atlattığımız bu tehlikenin, Fethiye kamuoyunda ve çevre ile ilgili STK’larda gereken tepkiyi oluşturmaması ise ayrıca üzerinde durulması gereken bir konu. ‘’Herhalde pandemi izolasyon döneminin etkisidir.’’ deyip geçelim şimdilik. Yangın 16 Mayıs’ı 17 Mayıs’a bağlayan gece yarısında, Karagözler mahallesinde “tersane diye anılan” yerde çıktı. Alevler, bir anda gecenin karanlığını aydınlatmaya başladı. Çok şanslıydık; çünkü rüzgâr yoktu.  Hafif bir rüzgârın nelere sebebiyet verebileceğini düşünmek bile ürkütücü. Düşünsenize, her yer ahşap tekne, yanıcı kimyasallar ve boyalarla dolu. Daha da önemlisi yangın mahallinin hemen arkası, kızılçam ormanı ve yerleşim yerleri. Böyle bir konumda çıkan yangından minimum zararla kurtulmak gerçekten büyük şans. ‘’Neticede kurtulmuşuz.’’ deyip, yangın hiç gerçekleşmemiş gibi kulağımızın üstüne mi yatalım? Yoksa “Bir musibet, bin nasihatten iyidir.” diyerekten tedbir mi alalım?
Tersane diye adlandırılan ama kesinlikle tersane özellikleri taşımayan bu yerin, taşıdığı potansiyel tehlikelerine bundan önce iki yazımda değinmiştim. Bu hafta bahsedilen tehlikelerden bir tanesini yaşamış olmamız, işlerin eski tas eski hamam olarak gittiğinin bir göstergesidir. Bunu fırsat bilip bu yerin olumsuzluklarını bir kez daha yazalım:
Tersane diye anılan yerde kapasitesinin çok üstünde iş yapılmaya çalışılıyor.
İş güvenliği kurallarının uygulanmadığı veya uygulanamadığı bir iş yeri.
Çalışanların, sosyal ve kişisel ihtiyaçlarını karşılamaktan yoksun bir alan.
Alt yapısı yok veya yetersiz.
Hele herhangi bir arıtmadan söz etmek mümkün değil.
Denize 3-4 sıra halinde demirlemiş tekneler, denizin tek temizlenme mekanizması olan sirkülasyonu ve doğal akıntıyı tamamen engelleyip denizi ve deniz zeminini öldürüyor.
Denizdeki ve karadaki tekneler birer konaklama birimi, birçoğunda insanlar gayri sıhhi şartlarda yaşıyorlar.
Yüzlerce teknenin her türlü atığı, sirkülasyonun olmadığı küçük bir koya boşalıyor.
Devasa teknelerin altlarının temizlenmesinden çıkan yoğun kir, doğrudan denize karışıyor. 
Bu teknelere sürülen her türlü boya, denize az ya da çok ulaşıp kirlilik oluşturuyor.
Teknelerin eski boyalarının zımparalanmasından oluşan toz bulutu ciddi bir çevre kirliliğine sebep oluyor. 
İki tane büyük tatil köyü ve birçok plajın ulaşım yolu üzerinde sıklıkla trafiği aksatan veya kesen uygulamalar yapılıyor. 
Etrafını çevrelen ormandaki ve bulunduğu sahildeki atıklar ve mide bulandırıcı görüntüler buranın işleyişinin bir resmi aslında. Tabii ki yarattığı çevre ve görsel kirlilik de farklı bir boyut.
 7/24 durmaksızın çalışan bir yer. Hatta sokağa çıkma yasağı uygulamasında bile.
Düzensizlik, kuralsızlık ve keşmekeşlik buranın işleyiş şekli olarak kabul edilmiş.
Hizmet verenler ve hizmet alanlar bu bozuk düzeni çaresizlik içinde kabul etmek zorunda kalmışlar.
Bu maddeleri uzatabilirim; ama gerek yok. Yukarıda sıralanan bütün faaliyetlerin, bir kentin merkezi denilebilecek yerde yapıldığını ve bu vahşi faaliyetlerin şehrimize de limanımıza da ciddi şekilde zarar verdiğini söyleyip bırakayım. Ve diyeyim ki evet Fethiye’miz çok güzel bir coğrafya; ama unutmayalım, devamlı sömürülen ve sürdürebilirliği engellenen güzellikler günün birinde dönüşü olmayacak şekilde yok olurlar. Lütfen biraz izan, başka Fethiye yok; deniz yoksa Fethiye de yok.
Ne mi yapacağız? Ya bu olumsuzluklarla anılan yeri her türlü alt yapının bulunduğu, işçiye saygı duyulduğu, iş güvenliği şartlarının eksiksiz uygulandığı ve çevreye zarar vermeyen gerçek bir tersaneye dönüştüreceğiz ya da tez elden taşıyacağız. Yoksa bir dahaki sefere bu kadar şanslı olamayabiliriz ve Fethiye’mize yazık olur.
Yerel, bölgesel, merkezi yönetimlere, karar alıcılara, uygulayıcılara ve Fethiye’mizin gerçek sahibi Fethiyelilere önemle duyurulur.  
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
Barbunn Popup