Ölüdeniz ve Ohri Gölü


Cennet yaratılırken dünyaya düşen iki damla: Ölüdeniz ve Ohri gölü. İki doğa harikası. Dünyada mutlaka görülmesi gereken yerler diye bir liste yapılsa bu ikisi listenin başında yerlerini alırlar. Ne mutlu bize ki bu güzelliklerden birisi bizim memleketimizde.

‘’Neden böyle bir kıyaslama yapma ihtiyacı duydun hoca?’’ diyebilirsiniz. Aslında beni bu kıyaslamaya iten duyguyu, Ohri ziyaretimde hissetmiştim. Nasip bugüneymiş.    

 

Her ikisi de ülkelerinin turistik anlamda gözbebeği.

 

Her ikisinin de fotoğrafları, ülkelerinin tanıtımında mutlaka kullanılıyor.

 

Her ikisinin de hemen kenarında, yerleşim yerleri ve turistik tesisler var.

 

Her ikisini de Türkçe konuşarak gezebiliyorsunuz.

 

Her ikisinin de dünyada eşi benzeri yok. 

 

Her ikisinin de bulunduğu bölge, iki ayrı alan olarak geziliyor. Bizimkisi Belceğiz ve Ölüdeniz olarak; onlarınki ise göl ve kaynak (Galicica) olarak.

 

Bizimkisinin Ölüdeniz kısmında olanca hoyratlığa müsaade edilmesine rağmen, onların kaynağı UNESCO’nun korunması altında. Suya ayağınızı bile sokamıyorsunuz. Kaynakta oluşan gölde (ana gölden farklı) sadece kürekle yürüyen tahta kayıklara binip gezebiliyorsunuz. Bizimkisinde ise günde binlerce insan sahilin istediği yerinden, istediği şekilde suya girebiliyor.

Biz Fethiyeliler olarak, Ölüdeniz’i Ölüdeniz olarak yıllarca koruduk. Ne zaman ki turizm yatırımları başladı; önü alınamaz, kontrolsüz bir yapılaşma esir aldı bu doğa harikasını. Sonra, sözde, bu bölgeyi korumak adına çeşitli kurumlar oluşturuldu. Fethiye ile ilgisi ve alakası olmayan kişiler, bu kurumlar eliyle gözbebeğimize hükmetmeye başladılar. ‘’Kimin malını kime veriyorsun?!’’ deyip Fethiyelinin hakkını aramak adına, yargıya başvuran birkaç kahraman çıktı aslında; ama yönetmeliklerle, genelgelerle engellediler bu itirazları. Hiç unutmuyorum; yıllar önce sözde büyük bir ulusal gazetenin, sözde büyük bir yazarı, ‘’Sahillerin yönetimi merkezde bir elde toplansın; yerel halk bunlara bakamıyor.’’ mealinde bir yazı yazmıştı da ben de kendisine e-posta yoluyla esaslı bir cevap vermiştim. Ama o dediği ne yazık ki oldu. Sahillerimiz ellerimizden alındı ve biz Fethiyeliler olarak sessiz kaldık.

 

Hep deriz, ‘’Burası Avrupalının elinde olsa neler neler yapar!’’ diye. Biz adam değil miyiz? Biz neden yapmıyoruz? Bu gidişle, Ölüdeniz’imiz özelliğini kaybedecek. Çünkü hiçbir doğal denge, bu kadar yükü bu kadar hoyratlığı, bu kadar vurdumduymazlığı kaldıramaz. Günün birinde çeker iflas bayrağını. Peki, neler yapılabilir? Haydi bir beyin fırtınası yapalım:

 

- Lagün içerisine, her türlü deniz aracının girmesi yasaklanır.

 

- Lagün içinden, denize girme yerleri sınırlandırılır.

 

- Lagün içinde, denize girebilecek günlük insan sayısı belirlenir.

 

- Yeni inşaata, kesinlikle izin verilmez.

 

- Atık su tahliyeleri, tavizsiz denetlenir.

 

- Sözde sahili koruyan kurumun elindeki işletmelerin, bizim buranın tabiriyle “an kaka kaka” denize ulaşması engellenir ve kumsal kurtarılır.

Hedef, atalarımızdan aldığımız Ölüdeniz’i yavrularımıza hasarsız teslim etmekse birtakım önlemleri almamız lazımdır. ‘’Yok alamayız, turizm var, para kazanıyoruz.’’ deyip günü kurtarmaya çalışırsak çok geç olacak. Eğer bir şey yapma kabiliyetine sahip değilsek, Ohrililer gibi verelim UNESCO’ya onlar korusun bizim yerimize, biz de bu ayıpla yaşayalım.

Fethiye’mizde bize emanet edilen hazine sadece Ölüdeniz değil; hepsini hakkıyla koruyup evlatlarımıza devretmek ümidiyle.

 

msaatci@fethiye.net

m_saatci@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
18Ekm

VEFA ve SIZ   (III)

11Ekm

Vefa Ve Sız   (II)

04Ekm

VEFA ve SIZ (I)

27Eyl

Fethiye ve Üniversite

20Eyl

Ölüdeniz ve Ohri Gölü