Milli Eğitim ve Seçmeli Tarih Dersi


Yazıma başlamadan önce Gerçek Fethiye Gazetesi’nin yeni dönemi hayırlı olsun diyor, dahil olduğu yeni gurupta başarılı ve masmavi bir dönem geçirmesini diliyorum.

Yazımın başlığı derdimi anlatıyordur herhalde. Zaten öyle olmalı, bir kompozisyonun başlığını okuyan kişi içeriği hakkında tahminde bulunabilmeli. Kompozisyon deyince aklıma Fethiye Ortaokulunun efsane Türkçe öğretmeni, Hüseyin Tezer Hocamız geldi. Eğer birazcık edebi yönümüz varsa temele harç koyan kesinlikle Hüseyin Hocamdır. Bu vesile ile saygılarımı sunup ellerinden öpüyorum.

Başlık net olunca, ben de lafı eğip bükmeden en son söyleyeceğimi ilk önce söyleyivereyim. İsminde “Milli” ifadesi taşıyan ve bu Milletin fertlerini eğitmeyi kendine vazife edinmiş bir bakanlık tarih dersinin seçmeli olabileceğini ima ediyorsa, bu düpedüz kendini inkâr etmesi anlamına gelir.

Bunun bir taslak olduğu, uygulamaya koyulup koyulmayacağının net olmadığı söylense de bu bile adam akıllı eleştirilecek bir durumdur. Çünkü bazı şeylerin “şüyuu vukuundan beterdir”, yani söylentisi gerçekleşmesinden daha kötüdür.

Millî Eğitim Bakanlığı eğitim ve öğretimin yanında yavrularımıza belli bir şuur vermekle de yükümlüdür. Bu şuur da milli şuurdur. Milli şuuru tarih bağlantısı olmadan vermek mümkün değildir. Tarih birliği, dil birliği, kültür birliği gibi unsurlar toplumların millet olma ve millet kalma sürecinde en önemli rolleri oynarlar. Atamızın 15 Nisan 1931 günü 16 üye ile Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti adıyla kurup, daha sonra 3 Ekim 1935’te ismini Türk Tarih Kurumu olarak değiştirdiği, kurumun kuruluş amaçlarına baktığımızda, tarihin milletlerin hayatındaki yeri bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Cengiz Aytmatov da eserlerinde bireylerin ve toplumun kökleriyle ve tarihleriyle olması gereken bağlarını çok güzel anlatır. Bunları bazen kurda kuşa bazen de pir-i fanilere söyletir ki, etkili olsun.

Tarih geçmişten geleceğe tutulan bir aynadır. İyi analiz edildiği takdirde, toplumların hayatında yön verici bir rehber olarak kullanılabilir. Bütün bunların Millî Eğitim Bakanlığı tarafından bilinmemesi mümkün değildir. O zaman neden böyle bir söylenti çıkarılmıştır. Bu konuyla ilgili çok farklı senaryolar üretebiliriz ama tam anlamıyla işin gerçeğini sanırım sadece Bakanlık yetkilileri bilmektedir. Biz bunu sehven alınmış bir karar, dil sürçmesiyle söylenmiş bir söz veya yanlışlıkla kaleme alınmış bir yazı olarak kabul edelim.

Aslında yüzyıllar ötesinden İbn Haldun, Mukaddimesinde “Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer” diyerek bizim ifade etmek istediklerimizi bir cümle ile özetlemiştir. İbn Haldun ve tarih deyince bir cümle ile de “Asabiyet” yani milli köken, milliyetçilik vurgusunu yapmak da yazımızın içeriğiyle uyuşacaktır. Toplumumuzu ve evlatlarımızı böyle güzel bir kıyaslama rehberinden mahrum etmeye, kazanmaları gereken kimliği zedelemeye hiçbir yetkilinin hakkı yoktur. Kökü bin yıllarla ifade edilen bir milletin bunu kullanmayıp, gelecek nesillerine bu hazineyi aktarmaması düşünülemez.  

Çam da bizim kozalak da diyebilmemiz için çamın köküne muhtacız.

m_saatci@hotmail.com

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
18Ekm

VEFA ve SIZ   (III)

11Ekm

Vefa Ve Sız   (II)

04Ekm

VEFA ve SIZ (I)

27Eyl

Fethiye ve Üniversite

20Eyl

Ölüdeniz ve Ohri Gölü