Köy ve Üretim Döngüsü


İlkokul zamanımızda söylediğimiz bir çocuk şarkısı vardı. “Orda bir köy var uzakta. Gitmesek de görmesek de o köy, bizim köyümüzdür” diye başlardı. Sanki kırk yıl sonramızı görüp de söylemişiz o şarkıyı. Günümüzde “köy” kavramı bizim bildiğimiz yapısından o kadar uzaklaştı ki, gerçekten orda, uzakta kaldı.  
Şöyle bir hafızanızı yoklayın. Yirmi, otuz yıl kadar geriye gidin ve bir köy evini düşünün. Hadi birlikte düşünelim. Bir tarlanın köşesinde veya bir bahçenin ortasında bir ev. Evi tarladan veya bahçeden ayıran ve en az üç farklı kapısı olan çit. Çitin içinde, evin hemen yanında bir tahıl ambarı ve ambarın yanında ahır. Ahırda iki inek ve bir buzağı. Tarlada susam, buğday, mısır veya arpa. Bahçede 3-5 çeşit meyve ağacı. Evin avlusunda çardağa sarmış asma ve çardağın yanında karadut ağacı. Bu dut ağacında sallanan yoğurt kesesi. Ambarın yanında yayık tereyağına ve ayrana dönüşmek için, kovanla buluşmayı bekleyen bir kazan taze yoğurt. Çitin hemen ardında tavuk kümesi, follukta yumurtalar, tarlada gezen tavuklar. Ağaçların altında 3 koyun, 4 kuzu. Tarlanın sınırında 2 kovan arı. Ev ile ambar arasında bir tarafı ocak olan taş fırın. Sakın haaa, hoca çok abarttın demeyin. İşte tam da böyleydi köy evi. Fazlası vardı eksiği yoktu. Yani tam bir üretim döngüsü. Tavuktan yumurta, yumurtadan civciv, civcivden tavuk, koyundan kuzu, kuzudan koyun, inekten buzağı buzağıdan inek, sütten yoğurt, yoğurttan yağ, tohumdan buğday buğdaydan tane, taneden un, undan ekmek döngüsünün adıydı köy evi. Bu kadar çeşitli üretim kalemlerine az miktarlarda da olsa sahip olan bir köylünün zarar etmesi veya aç kalması mümkün mü? Kesinlikle değil. Çünkü bütün üretim çarkını kendisi döndürebilecek alt yapıya ve yeteneğe sahipti o köylü. Ürün çeşidi bol olduğu için birinden zarar etse diğerlerinden mutlaka kazanıyordu.

Gelelim günümüzdeki köy evine. Bir kere meşhur(!) büyükşehir yasasıyla adı bile köy olmayan yerleşim yerleri, biz köy değiliz dercesine, son sürat uzaklaşıyorlar üretim döngüsünden. Asma ve karadut yerinde duruyor. Ama ambar boş, ahırda inek, bahçede koyun, kümeste tavuk yok. Tohum şirketten, süt komşudan, tavuk ve yumurta bakkaldan, sebze meyve haftada 2 gün gelen pazarcıdan. Üretim döngüsü sizlere ömür. Her dikim zamanı yeniden alınan hibrit tohum, onun yetişmesi için suni gübre, zararlılar için zehir. Köy evi artık üretim döngüsünden çıkmış, bir tüketim canavarına dönüşmüş. Tam da kapitalist düzenin istediği gibi. Ondan sonra gelsin banka kredileri ve borçlu çiftçi. Çiftçi ve ailesi köylerinde oturdukları yerden, hibrit tohumcu, suni gübreci, hormoncu, ilaççı, zehirci, petrolcü için çalışıp dursun ama borç batağından bir türlü kurtulamasın. Adı da çiftçi değil borçlu işçi olsun. Dedim ya, tam da kapitalist düzenin sevdiği, istenildiği zaman yönlendirilebilecek zaafları olan bir sektör. 
Atam “Köylü milletin efendisidir” demiş. Köylü ürettiği için, kendinin ve toplumun karnını doyurduğu için efendidir. Üretmiyoruz ama paramız var, alıyoruz demenin bizi götüreceği yolun sonunu düşünmek bile istemiyorum. Atamızın sözünü biraz değiştirerek tekrar söyleyelim: “Üreten, dünyanın efendisidir” şeklinde de söyleyebiliriz. Bunun ne kadar doğru olduğunu yaşayarak, görerek ve acı tecrübeler edinerek öğreniyoruz. Gördüğümüz başka bir nokta ise yüzyıllardır bölgenin üretim merkezi olan Anadolu’da, üretmeden yaşamak ayıbıyla yaftalanmaktır. Günümüz dünyasında üretmiyorsanız sadece pazarsınızdır, böyle olunca da tükettiğiniz sürece yaşamanıza izin verirler. Yani bir nevi koloni gibi. 
Bu durumdan kurtulmanın tek yolu üretimdir. Üretim ama nasıl üretim? Kesinlikle özgün üretim. Yani size dayatılan üretim şekli değil sizin bulduğunuz üretim şekli. Tohumdan ürüne üründen tohuma, başlangıcı ve sonu sizin elinizde olan yani döngüsü sizin kontrolünüzde olan bir üretim. Anadolu’nun size öğrettiği, burada bu meyve, şu mevsimde bu tahıl, ovada bu, yaylada bu sebze diye gösterdiği üretim. Keçi bu ormanda, koyun şu ovada, sığır da karşıki dağda yetişir diye bize öğretilen kadim bilginin ışığında yapılan bir üretim. Yoksa, hibrit tohumlarla, soyu bozulmuş hayvanlarla, gübreyle, ilaçla, hormonla, antibiyotiklerle ancak sürdürülebilen üretim değil.
Bunu yapmak için de kendimize dönüp, biz olup, kendi köyünde kendi üretim döngüsünü kurmuş çiftçimizi desteklemeli, küçük üreticiye gereken her türlü kolaylığı sağlamalıyız. Köy kavramını mutlaka üretim faaliyetleri ile ilişkilendirmeliyiz. Her köy evini tekrar bir üretim üssü haline getirmeden bağımsız üretim sektörünü oluşturamayız. Aslında bu durumu farklı açılardan ama aynı hedef için değerlendiren iki eski siyasetçimiz güzel önerilerde bulunmuşlardı. Evet, Başbuğ Türkeş ve Karaoğlan Ecevit önermiş oldukları Köycülük ve Köy-Kent fikirleriyle varmak istedikleri sistemli köy üretimini vurgulamışlardır. Her ikisine de Allah rahmet eylesin. Köycülük ve Köy-Kent bahsine başka bir yazımızda daha detaylı değinelim.
Üretimden kopmayacağımız, üreterek efendi olacağımız günlere kavuşmak ümidiyle…
msaatci@fethiye.net
m_saatci@hotmail.com 
 

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • Bayram ÇELİK | 23 Şubat 2020 11:38

    Hocam çok güzel anlatmışsınız. Elinize emeğinize sağlık.

YAZARIN SON 5 YAZISI
17Haz
22May
15Nis
26Mar
13Mar

Fethiye, Kayaköy ve İncir

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
Barbunn Popup