Korona Günlerinde ve Sonrasında Eğitim


Covid-19 salgınının gözümüze soktuğu gerçeklere kısaca bir bakalım. Bu salgın gösterdi ki sağlık, tarım ve eğitim sistemi güçlü olmayan bir ülkenin sadece adı vardır. Böyle bir ülkenin veya sistemin hayatını sürdürebilmesi günübirlik tesadüflere bağlıdır. Askeri güç diye itiraz gelebilir, tabii ki gerekli ama sağlıksız, eğitimsiz ve yeterli beslenemeyen bir asker de gerçekte yok hükmündedir. Aslında eğitim boyutu zayıf olan sağlık ve tarım sektörlerinin de sağlayabilecekleri faydalar sürdürülebilir değildir. Demek ki eğitim, her durum ve şartta kesintisiz olarak devam ettirilmelidir. 
Salgın sebebi ile kapanan okullardan dolayı, anaokulundan üniversiteye kadar bütün öğrenciler uzaktan eğitimle tanıştılar. Aslında eğitim camiası bu duruma hazırlıksız yakalandı, bereket versin ki Milli Eğitim Bakanlığının EBA sistemi, üniversitelerin ise uzaktan eğitim merkezleri vardı ve acil gösterilmesi gereken refleksler için bu birimler öncülük etti. Bu salgın günlerinde hemen hepimizin eleştirdiği eğitim sistemimizle ilgili birtakım değerlendirmeleri yapmak fırsatı bulduk. 
Bizim evde eğitimin farklı kademelerinde faaliyet yürütülüyor. Kızım 12. sınıf, üniversiteye hazırlanıyor. Oğlum üniversite son sınıf, mezuniyet için çalışıyor. Ortaokul öğretmeni eşim EBA üzerinden öğrencilerinin çalışmalarını koordine ediyor. Ben de üniversitedeki öğrencilerim için ders videoları çekip kendilerine ulaştırıyorum. Hepimizin ortak bir yanı var. O da uzaktan eğitim ve internet servislerini yoğun bir şekilde kullanıyoruz. Daha üç hafta önce bilmediğimiz birçok uygulamayı ve programı artık çok rahat kullanıyoruz. Bu ‘’e-eğitime’’ oldukça hızlı uyum sağladık. Önce biraz direndik ve yakındık, baktık ki yakınmayla değil yapmakla yol kat edilecek; biz de doğrudan girdik işe. İnternet ortamının sağladığı bilgi çeşitliliği ve özgürlüğün kişisel gelişim adına sağladığı faydalar inkâr edilemez. Ama bu ortamın bence zararlı kısmı paketlenmiş hazır bilgilerle yetinmek. Eğer bu şekilde bilgi edinmeyi seçerseniz internet ortamının faydadan çok zarar vereceğini söyleyebilirim. Bunun yanında bedava erişime açılan birçok kütüphane ve online eser bilginin kaynağına kadar gitme fırsatını da veriyor. 
Eğitim sistemimizin paydaşlarına kazandırdığı pasif eğitim alışkanlıklarının etkilerini bu dönemde de görebiliyoruz. Yani hazır verileni kabul edip onunla yetinmek. İnternette yaptığı araştırmada karşısına çıkan ilk bilgiyi kabul edip daha fazlası için çaba harcamaya gerek duymamak ve bu zihniyeti oluşturan faktörler. Kendimce ilk tespitim, müfredat denen sarmalın dışına çıkmaya yönelmeyen bir sistem; böyle olunca da öğretmenleri farklılığa değil alışılmışa yönlendiren bir uygulama. Bu ikisinin sonucu olarak hazır bilgiyle yetişen öğrencilerde tecessüs (bilgi casusluğu), merak, itiraz ve hayal eksikliği. Zaten bir eğitim sistemimin yetiştirdiği öğrencilerde bu sayılan özellikler eksik ise o sistemin diğer yönlerini irdelemeye gerek yoktur.
Bugünlerde hepimizin sıklıkla duyduğu bir söz var: “Salgından sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”. Bu durum eğitim için de geçerli. Bugüne kadar yapılan rutinler ve alışılagelmiş uygulamalar sorgulanacak. Sistemler ve öğreti metotları değişecek. Eğitimin paydaşları karantina günlerindeki tecrübelerini, daha önce uyguladıkları metotlarla kıyaslayacaklar. Bütün bunların kaçınılmaz sonu olarak, eğitim sistemimizde değişiklikler olacak. Yeniden yapılanma gündeme gelecek. İşte bu yapılanmada en önemli nokta, insana “insan” olarak kalabileceği bir eğitimin verilmesi veya insanın böyle bir eğitimi talep etmesi. Bunun için de eğitimde ve onun sonucunda insanı “insan” yapan değerlere mutlaka yer verilmelidir. Sanat, kültür, değerler eğitimi, ahlak, empati, sorgulama, taktir, tevazu, şahsiyet, hak yememe ve hakkını yedirmeme. Bütün bu değerler insanlığı onu bekleyen “robot insan” veya “güdülen insan” olma tehlikesinden kurtarabilecektir. Aksi taktirde olayların akışına kapılıp, kendi olmaya çaba göstermeyen insanlığın sonu hiç de iç açıcı görünmemektedir. 
Aslında bu yaşanan süreçte Covid-19 bütün insanlığı bir eğitimden geçirdi. Bu eğitimin ne kadarını aldığımız veya almadığımız çok önemli. Hepimizin etkilendiği bu kaosun sonunda “gerçek insan” olarak kalıp, dünyamızı da “gerçek evimiz” diye sahiplenip ona göre yaşayabilirsek bu eğitimden başarılı çıkmışız demektir. İşin sonunu görmek nasip olduğu takdirde insanlığın önünde iki seçenek olacak. Birincisi insan kalmak diğeri robot insana dönüşmek. Bunun tercihini de insanoğlu yapacak cüzi iradesiyle. Ama işin sonunda hiçbir şeyi değiştirmeden salgın öncesi hayatımıza devam edersek, işte esas felaket o zaman başlayacak. 
Bu musibetin, bin nasihatten hayırlı olarak algılanması dileğimle.
 
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
Barbunn Popup