Körleşen Vicdanlar ve Toplum


Geçtiğimiz hafta, bu ülkede bir baba “Evlatlarım aç, onları doyuramıyorum. İş istiyorum! Anlamıyor musunuz?” diyerek bir resmi kurumun önüne geldi ve kendini yaktı. İki büklüm kıvrılarak yere kapaklandığı o acı fotoğraf hepimizin hafızasına kederle kazındı.  Ne yazık ki olayın etkisiyle geçirdiği kalp krizi sonunda hayatını da kaybetti. Belki de tek amacı, topluma işsiz ve çocuklarının aç olduğunu duyurmaktı. Hayatı pahasına bu duyuruyu yaptı. Yüksekle muhtemeldir ki bu acı duyurudan sonra haberdar olanlar onun çocuklarının karnını doyurmuşlardır. Belki daha önceleri de aileye yardım yapılmıştır ama bu olayda odaklanmamız gereken farklı bir durum var.
Kendini yakan kişinin ardından söylenenler gerçekten yürek yakan ve vicdan kanatan cinstendi. Kimileri, adamın psikolojik rahatsızlığı olduğundan dolayı kendini yaktığını söylüyordu. Lütfen biraz sağlıklı düşünelim, lütfen biraz aklı selim… Psikolojik rahatsızlığı olmayan birisi kendini yakar mı, yakabilir mi? Ve çocukları aç olan işsiz bir babanın psikolojisi iyi olabilir mi? Eğer onun psikolojisini bu hale getiren sebeplere eğilip onları bertaraf etmek yerine, adamcağız suçlanıyorsa, işte asıl psikolojik rahatsızlık oradadır. 
Bir diğerinde ise kendini yakan baba ucuz siyasi manevra yapmakla suçlanıyor. Düşünebiliyor musunuz? Öyle ya da böyle bir can kayıp gidiyor ve hiçbir kederli söz belirtilmeden ölüm siyasetle ilişkilendiriliyor. Yerin ta dibine batsın böyle siyaset!
Ne oluyor bize, bu toplum nereye gidiyor? Deprem oluyor yuvalar yıkılıyor tesiri yok, canlarımız çığ altında kalıyor, “ha öyle mi” deyip geçiliyor, gencecik fidanlar vatan için şehadet şerbetini içiyor sıradan bir habermiş gibi öylesine kulak kabartıp işlere devam ediliyor.  Dertliyle dertlenmeyen, acıyı umursamayan, hatayı kabul etmeyen, hesap vermeyen, empati yapmayan, hoşgörüyü acizlik sanan insanlarla nereye kadar ve nasıl gideceğiz? Biz böyle değildik. Bakın, bu toplumun vicdanının sesi olan Mehmet Akif ne diyor:
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim. 
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım: 
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Nerede bu ders gibi sözler? Nerede bizim yaşadıklarımız? Yaraya dönüp bakmıyoruz bile. Ciğerin yanması ise hak getire. Aldırmadan geçiyoruz acıların üstünden
Dünyanın başka bir köşesinde ise bir şairin gönlüne düşmüş, konuya tam da denk gelen, İngilizce bir şiirin şu dizelerini paylaşmak istiyorum hisli kalpler için:
Aç bir karın,
Boş bir cüzdan,
Ve kırık bir kalp.
Hayattaki en iyi dersi verir.

Sanki bizim dertlendiğimiz olay özetlenmiş. Ama “Hisli bir kalp acizliktir. Kim bize ders verebilir? Biz kimseden ders almayız ancak ders veririz; çünkü biz yanlış yapmayız!’’ diye düşünen fertlerden oluşan topluma bu duygu yüklü kelimeler ne verebilir? Kocaman bir hiç.
Bütün bunlar, anlamsız tarafgirliğimizin, artık önemsemeyen değerlerimizin ve kaybettiğimiz hafızamızın bir sonucudur. 
Ama sonu çok acıdır; çünkü değerlerini ve hafızasını yitirmiş bir topluma güruh denir.

Not: Üniversitedeki derslerimin yoğunluğundan dolayı, bundan sonra her 15 günde bir sizlerle Mavi Köşede buluşacağım. Fırsat bulduğum dönemlerde ise yine haftalık yazmaya çalışacağım. 
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
25Eyl

Fethiye Üniversitesi

06Ağs
17Haz
22May
15Nis
saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
Barbunn Popup