İşte Fethiyeli


Elli yedi depreminden sonra yapılmışlardı. Müteahhit Ali Rıza ve Harun İncekara kardeşler öyle özenle planlamıştı ki her biri diğerine saygı gösteriyor, kimse kimsenin manzara ve güneş hakkını yemiyordu. Dağın yamacına doğru yükseliyorlardı, manzaranın engellenmemesi ve etrafın kapanmaması için farklı büyüklükteydiler ve belirtilen amaç dâhilinde konumlandırılmışlardı. İsimleri bile vardı: 3B, 4B, 5A gibi. Bu güzel manzume, ne yazık ki 80’lerin ortasına gelindiğinde darbe aldı. İlk defa o zamanlar bu evlere ilave edebilme veya kat çıkabilme hakkı verildi. İşte o tarihten sonra, büyü bozuldu ve her yerde ve her şeyde olduğu gibi bu özel mekâna da aleladelik hâkim oldu. Tahmin ettiğiniz gibi Karagözler mahallesindeki deprem evlerinden bahsediyorum. Bu özel konutlar, kendi aralarında 1. Karagözler ve 2. Karagözler olarak isimlendirilirler, her biri de alt yol, orta yol ve üst yol olarak üçe ayrılır. İkinci Karagözler daha büyük olduğundan tam ortadan yukarıdan aşağıya doğru bir merdivenle bölünür. Bu merdiven mahalleye çok hoş bir hava verir. Sanki ondan çıkarak veya inerek eve varmak bir nevi ayrıcalıktır. Merdivenin orta yola ve üst yola varış noktaları geniş birer sahanlığa sahiptir. Buralar mahallenin kullanacağı park olarak düşünülmüş, çocuk bahçesi mobilyalarıyla da süslenmiştir. Hem çocuklara oyun alanı hem de büyüklere buluşup sohbet etme yeridir. Bazen beş çayı için buluşma yeri bazen kısır partilerine mekândır. Mahallenin çocuklarının oyun kurmadan önceki buluşma noktasıdır. Öyle naif, öyle ince ve öylesine “insanca” düşünmenin ürünüdür ki bu alanlar, ancak durup nefeslenip üzerinde biraz vakit geçirince anlarsınız. Bu özel alanlar için İncekara’lara bir kez daha teşekkürlerimizi ve rahmet dileklerimizi yollayalım. İşte mahalleyi enlemesine ikiye bölen bu merdivenin sağında ve solunda bulunan evler şanslıdır. O evler mahalledeki en büyük bahçeye sahiptirler. İşte o evlerden biri de alt yolda merdivenin hemen başlangıcında doğu tarafında bulunurdu.
Rahmetli Süleyman amcanın eviydi. Süleyman amca, şehirde “Tenekeci Süleyman” olarak tanınsa da esas olarak sahibi olduğu Ötüken Kitabevi’yle ünlüydü. Dükkân, bir tarafı camcı bir tarafı da kitap ve kırtasiye olarak ikiye bölünmüştü. Süleyman amca camcılıkla birlikte sürdürdüğü tenekeciliği bu dükkânı açtıktan sonra bırakmıştı. Yetmişlerde, milliyetçilerin buluşma noktasıydı Ötüken Kitabevi. Nokta dediysem sakın hafife almayın, çocuk yaşımda anlayamadığım çok derin fikir sohbetleri yapılırdı orada. Dahası var, rahmetli Alparslan Türkeş, Süleyman amcanın çok yakın dostuydu. Türkeş Fethiye’ye geldiğinde Süleyman amcanın Karagözler’deki, yukarıda bahsettiğim, evinde kalırdı. Bornozunu giyer bazen Boncuklu’ya bazen de yelken kulübüne kadar yürür orada denize girip tekrar dönerdi. Süleyman amcanın eşi Ayşe teyzenin pişirdiği etli kuru fasulyeyi de çok sevdiği söylenirdi.
Benim için Süleyman amca denince, aklıma gelen en önemli şey evdeki kütüphanesinde bulunan fasiküllerini kendi ciltlediği 13 ciltlik Meydan Larousse ansiklopedisiydi. O zamanlarda Larousse’a sahip olmak çok büyük ayrıcalıktı. Mahallenin çocuğu olarak, ödevim olduğu zaman oraya gider açardım ansiklopediyi ve saatlerce çalışırdım. Kütüphanenin bulunduğu odanın penceresinden evin büyük bahçesi görünürdü. Süleyman Amca bahçesiyle çok ilgiliydi, özellikle yetiştirdiği ‘’yediveren limon’’ çok meşhurdu, neredeyse bütün mahalle ondan aşı almıştı. Çeşit çeşit üzümler ve çok değişik iri taneli bir mersin vardı. Haaa bir de pelin otu. Diğerleri aklımda kalmamış. İşte bu bahçenin üst tarafı biraz önce bahsettiğim merdivenin orta mahalleyle birleştiği yerdeki parkla sınırdı. Oradan sohbet eden büyüklerin ve oynayan çocukların sesi gelirdi. Süleyman amca ve arkasından Ayşe teyze rahmetli oldular. Oğulları avukat Hasan abi evde oturmaya başladı. İşte hikâyesinden küçücük bir parça anlattığım, büyük bahçesi üst taraftaki parka bitişik olan bu ev geçen sene satılmış. 
Alan kişi evi olduğu gibi yıkmış ve bahçeyi düzlemiş. Tabii ki kendi malıdır kanunlar çerçevesinde dilediğini yapar. Ama keşke diyorum, keşke o güzel bahçedeki özel ağaçların kıymeti bilinse ve o kadar hoyrat davranılmasaydı. Dahası var, bahçe yetmemiş üst tarafta bahçeye bitişik mahallenin ortak park alanına da musallat olunmuş ve burası da yıkımdan nasibini almış. Nerede İncekara’ların o naif düşünce ile bıraktıkları alan, nerede bir karışlık parka edilen tenezzül ve bu tenezzüle göz yuman zihniyetler. Kıyaslanamaz bile. Daha çok, daha fazla, daha büyük demenin oluşturduğu dipsiz kuyu ve o kuyuda ortak değerleri hiçe sayarak maddi kazanım için yapılan anlamsız cebelleşme…
Ama orada dur demiş güzel mahallemin güzel insanları yapılan bu aymazlığa. Bir haklı tepki yükselmiş, parkı korumak adına. Mahalle sakinimiz Dilek Hanım öncü olmuş bu anlamlı tepkiye. En büyük desteği de mahallemin kadınları vermiş. Sahip çıkmışlar ortak alanımıza. Orası, çocukların, orası torununu gezdiren nenenin, orası akranlarıyla sohbet eden dedenin, orası kurdun kuşun, orası börtü böceğin mekânı demişler. Bu amaçla çıkılmış yola, önce parkta bir toplantı, sonra basın bildirisi, sonra mahalleliden parkın korunması için toplanılan imzalar ve yetkili mercilere müracaat. İlk olarak şehrin yetkililerine ulaşılmış, durdurun bu densizliği diye. Daha sonra Günsenin Arı Hanım ve Işıl Sungur Hanım’ın da gayretleriyle Muğla Valisine ulaşılmış. İtiraz Valilik kanalıyla, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından Ankara’ya iletilmiş… Aylar almış bu mücadele, Dilek hanım bu süreçte birçok işi bizzat yapmış ve birçok zorluğu göğüslemiş. 
Neticede mahallenin direnişiyle karşılaşan yanlış hesap, Ankara’dan dönmüş. 
Ve parkımız kurtulmuş; yine o parka dedeler, neneler torunlarını getirebilecek, çocuklar oynayabilecek, çaylar içilebilecek. Bütün bunlar yapılırken parkın bir köşesinde, verilen mücadelenin kitabeleştirilen süreci okunabilecek.
Bu anlattığım olayda, yanlışı kabul etmeyerek tepki veren Fethiyelilik ruhunun önünde saygı ile eğiliyorum. Çevre için, bize bırakılan doğal mirası korumak için, çocuklarımızın yarınları için, ortak kullanım alanının şahıslara bırakılmaması için mahallelimin gösterdiği haklı direnci alkışlıyorum. Umarım bu bilinç cennet Fethiye’min her köşesinde yeşerir de yarınlara taşıyabileceğimiz umudumuz olur. 
Başta Dilek Aikman Hanım olmak üzere, mahalleli bilinciyle parkımıza sahip çıkanlara, kampanyaya imza atanlara, aldırmadan geçmeyip aldıranlara, hakkı tutup kaldıranlara verdikleri bu kutlu mücadeleden dolayı teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. 
Ve diyorum ki…
İşte Fethiyeli… İşte Fethiyeli duruşu...

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 4

  • Hasan Sertel | 17 Şubat 2021 11:59

    Uğraş veren her bireyi tanıyorum. İyiki varlar. Sağ olsunlar. Ancak bu konunun taa Ankaralara kadar yazılarak çözülebilmiş olması düşündürücü. Bu şu demek, ‘Fethiye’nin Kaymakamı reisi yok’. Bu konu yerinde , beş dakikada çözülecek bir iş. Behçet Başkan oldaydı , günün ilk ışıkları ile oraya gelir, hatta korumasız tek başına gelir, muhattabını dimdik bekler, talimatını verir ve takibini yaptırırdı. Kimsenin Fethiye’yi sahipsiz bırakmaya , Ankaralara kadar yormaya hakkı yok. En iyisi o makamları doldurun yada işgal etmeyin.

  • OSMAN SEFA ŞİŞMAN | 17 Şubat 2021 06:16

    SATIR SATIR SİNDİREREK OKUDUM.GÜZEL VE AKICI BİR TÜRKÇE İLE YAZILMIŞ OLMASI DAHA ÇOK DİKKATİMİ VERMEME NEDEN OLDU.TEK BİR CÜMLE İLE FETHİYE VE FETHİYELİ ÖZETLENEBİLİNİR ASLINDA....BENİM GİBİ TÜM EGE VE AKDENİZ SAHİLİNDE TOPRAKLARINA VE İNSANINA EN FAZLA SAHİP ÇIKAN ŞEHİR........FETHİYE.........DİR.

  • İlhami KARADAĞ | 16 Şubat 2021 20:52

    Tebrik ederim Çok Güzel Bir yazı olmuş.

  • Muazzez Öztürk | 16 Şubat 2021 20:15

    Dilinize kaleminize sağlık bu konu daha güzel anlatılamazdı.2. Karagozler sakini olarak minnettarim

YAZARIN SON 5 YAZISI
12Nis

Fethiye Beton Limanı

15Şub

İşte Fethiyeli

22Oca

Üzümlü dastarı

18Ara

FETHİYE VE KOZMOPOLİTLİK

13Kas

FETHİYELİ NE DER, NE YAPAR?

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
Barbunn Popup