BİSİKLET VE YOLU


Bisikletin insanoğlunun hayatına girmesiyle ilgili farklı bilgiler vardır. Bazı kaynaklar sürecin başlangıcını 13.yy. diye belirtirken ve Leonardo da Vinci’ye ait olduğu söylenen bisiklet çizimleri de mevcutken, ulaşılan resmî belgelerin tarihi 1800’lü yılları işaret etmektedir. Velosiped, yani bizdeki eskilerin telaffuzuyla velespit, ilk adıymış bu aracın. Sonraları velespit ve bisiklet (bicycle) aynı anlamda kullanılmış. Aslında velespit bir tekerden dört tekere kadar olan taşıtların genel ismiymiş. Bisiklet onun iki tekerli modeliymiş.

İşte bu ilk iki tekerlekli insan gücüyle giden kara taşıtı, Barontazi Sauerbrun tarafından 1818'de Paris’te yapılmış. Pedal ve vitesi olmayıp, sürücünün ayakları ile iterek hareket ettirdiği bu araç günümüz bisikletlerinin atasıymış.

Sonraları 1839’da İskoç McMillan pedalımsı ekipmanlar ilave etmiş. 1861 yılında Fransız Pierre Michaux ve oğlu, bugünküne benzer bir bisiklet yapmış. 1884’te Lawson, zincir ve dişliler ile tekerleği hareket ettirmiş. James Moore (1888), hava ile şişirilen lastikleri kullanarak Belfast’ta yeni bir tür geliştirmiş. 1901-1906 arasında vites sistemi devreye sokulurken, 1962’de, çapraz kadro iskeleti geliştirilerek, günümüzde kullanılan güvenli ve süspansiyon seleli bisiklete ulaşılmıştır. Bisikletin gelişimi henüz tamamlanmamıştır. Bunu bisiklete sürekli monte edilen yeni icatlardan anlamaktayız.

Bu güzel icadın kısa tarihini anlatmaya çalıştım. İnsanlar bu icadı çok sevmişler, önceleri Avrupa’da “Hobi Atı” olarak isimlendirilen araç hem spor hem de ulaşım amacıyla yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmış.

İcat edilen ve geliştirilen her ürün kendi kültürünü oluşturur. Bisiklet de böyle yapmış. Öncelikle çevreci bir kimlik edinmiş kendine. Bu çevreci kimlik batıda zirve yaparken, Çin’de komünist dönemde işçi sınıfının ulaşım aracı olarak çıkmış ortaya. Batı şehirlerinin çevreciliği ve doğaseverliği kullanılan bisiklet sayısıyla ölçülmeye başlanmış. Bu yarışı Kopenhag açık ara önde götürmektedir. Takım elbiseli beyefendilerin, tayyör ve döpiyesli hanımefendilerin bisikletle işine gittikleri yerdir Kopenhag. Aslında bu durum Avrupa’nın birçok yerinde aynıdır. Çocukların, hatta ikiz bebeklerin bisikletle taşınmasını sağlayan aparatlar, üçlü, dörtlü bütün ailenin aynı anda sürebileceği bisikletler, bu kültürün kendini geliştirmeye devam ettiğinin göstergeleridir. Ülkemizde de bisiklet kültürü bölgesel olarak kalsa da belli oranda oluşmuştur, hatta edebiyatımıza bile girmiştir. Şiirler yazılmış, maniler söylenmiştir bisiklet için. Sunay Akın iki çocuğu arkadaş etmiş şiirinde bisikleti kullanarak, Tevfik Fikret ise uçmakla bir tutmuş bisiklet sürmeyi. Çok anlam yüklenebilir ama kısaca, özgürlüktür, özgüvendir, mutluluktur, sağlıktır bisiklet, şehrin dar sokaklarını keşfetmek için kullanılacak en iyi taşıttır. “Hep ilerle, çalış, çabala yoksa düşersin” sözünün uygulamasıdır o.

Bütün bunların gerçekleşmesi için, şehirlerin bisiklet yollarına sahip olmaları gerekmektedir. Bu şarttan sonra gururla söyleyebiliriz ki Fethiye’miz gerçek anlamda bisiklet yoluna sahip ender şehirlerimizdendir. Bunu vizyon edinip biz Fethiyelilere sunanlara minnettarız. Sekiz kilometre kesintisiz standart bisiklet yoluna sahip olan bir kentte yaşamanın ayrıcalığını hissedebiliyor musunuz? Kesintili olanları da ilave ettiğimizde, bu konuda Türkiye’deki yerimiz net olarak ortaya çıkar. İskelemizden başlayıp, Çalış’ın sonuna kadar uzanan, Akdeniz rengine boyanmış bu gerdanlık, şehrimize ayrıcalık kazandıran en değerli varlıklarımızdan biridir.

Bir sabah güneş doğmadan seher vaktinin insanı okşayan serinliğinde, bisikletinize atlayıp, bu mavi gerdanlık boyunca pedal çevirmiyorsanız, bu ayrıcalıktan faydalanmıyorsanız, hiç kusura bakmayın ama Fethiye’de yaşıyorum demeyin. Hele bu yolculuktan dönerken, sahil bandında çıtır simit ile ince belli bardaktan çay yudumlamıyorsanız, söyleyecek sözüm yok. Hayır, Hocam biz bu nimetten sonuna kadar faydalanıyoruz, diyorsanız eyvallah. Sahil bandının rüzgârıyla birleşen bisikletimin hızı tatlı bir tebessüm nakşediyor yüzüme, diyorsanız ne âlâ. Kocaman bir “helal olsun” size. Zaten yapın, değerlendirin. Bu imkânlar kullanıldıkça güzelleşir ve değer kazanır. Böyle yaparsak biz de Fethiye’mizde kendi bisiklet kültürümüzü geliştirmiş oluruz. Bisiklet kültürü gelecek kuşaklarımıza bırakacağımız en güzel miraslardan biridir. Hele bunu bir de okumayla birleştirebilirsek, tıpkı Şehit Fethi Bey Parkının açık kütüphanelerinde olduğu gibi. Değmeyim keyfimize.

Peki, daha neler yapılabilir Fethiye’mizde bisiklet adına. Bir kere iskelemizde biten yol Karagözlere kadar uzanmalı ve hatta yarım adayı dolaşmalı. Birinci Karagözlerden seyir teraslarına mutlaka geçmeli ve genişleyen Kaya yolunda standart bir yol ayrılmalı. Biz eski Fethiyelilerin Kalemiye (İçmesu) ve Küçük Boncuklu (Zeytinli), şimdikilerin ise Hill Side ve Help Beach olarak adlandırdığı koyların kavşağından Kaya yoluna da bir bağlantı sağlanmalı. İşte o zaman tam bir bisiklet cennetine dönüşür şehrimiz.

Söz bisikletten açılmışken bir konuyu daha sizinle paylaşmak istiyorum. Birkaç soru sorup, cevabını size bırakacağım. Bisikletin motoru elektrikle çalışınca motosiklet olmuyor mu? Motorları elektrikle çalışan arabalar, el arabası statüsünde mi? Elektrikli motosikletlere neden, plaka takılmaz ve ehliyet istenmez. Üstelik bu araçlara 3-4 kişinin binmesine nasıl müsaade edilir. Anladınız siz onu. Arife tarif gerekmez.

Fethiye’de yaşamak bir ayrıcalıktır, ama bisikletine binerek mavi gerdanlıkta teker döndürmek Fethiye’yi yaşamaktır. Memleketimizi doya doya yaşayacağımız günler dilerim.

m_saatci@hotmail.com

 

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
18Ekm

VEFA ve SIZ   (III)

11Ekm

Vefa Ve Sız   (II)

04Ekm

VEFA ve SIZ (I)

27Eyl

Fethiye ve Üniversite

20Eyl

Ölüdeniz ve Ohri Gölü