Hoşgörü, müsamaha, tolerans


Kıymetli okuyucular, yazıma başlık olarak seçtiğim ve aynı anlamlara gelen üç kelimenin çağrıştırdığı manaları, maalesef son günlerde hayatımızda daha fazla arar hale geldik. Araba kullanırken, sırada beklerken…  Kısaca, hoş görülmeyi beklediğimiz her durumda hoş gören taraf olmayı başarmak en doğru seçenek olsa gerek. 
Peki, nedir müsamaha, hoşgörü ve tolerans?
Arapça “semaha” kökünden gelen müsamaha, affetmek ve bağışlamak anlamına gelir. Türkçemizdeki karşılığı hoşgörü olan bu kelime, batı dillerinde ise tolerans olarak kullanılır. Müsamaha bir terim olarak, olgun ve iyi niyet sahibi kimselerin çevresinde bulunan herkese ayırım yapmadan uyguladıkları anlayışlı ve yumuşak davranıştır. Bunun ancak üstün bir ahlaka sahip kimselere ait yüce bir fazilet olduğu bir gerçektir. Hoşgörülü davranışın aşırısı olduğu gibi, yokluğu da zararlı sonuçlar doğurabilmektedir. 
Peygamberlerin Allah (cc) katından getirdikleri ilahi mesajlar içerisinde ahlâkî prensipler önemli bir yer tutmaktadır. Bu ahlâkî ilkeler arasında da hoşgörünün ayrı bir yeri vardır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in getirdiği dine “İslâm” isminin verilmesi, diğer anlamların yanı sıra bu dinin müsamaha ve hoşgörü dini olduğunu göstermektedir. Nitekim İslâm kelimesinin çeşitli anlamları arasında sulh, barış ve uzlaşma gibi anlamları da bulmak mümkündür. 
Son din İslam’ın iki ana kaynağı olan Kur’an’ı Kerim ve Allah Resulü Hz Muhammed (sav)in sünnetine göre hoşgörülü olmanın şartlarından bazıları şunlardır:
1- Kişinin nefis muhasebesi, öz denetim, oto kontrol yaparak kendini temize çıkarmadan hareket etmek: Yüce Rabbimiz Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Kendinizi beğenip temize çıkarmayın.” (Necm, 53/32)
2- İnsan olduğumuzu unutmadan, insanların kusurlarını örtmek: Hz. Peygamber bir hadislerinde şöyle buyurur: “Kim bu dünyada bir kulun ayıbını örterse Allah da onun ayıbını kıyamette örter.”  (Müslim, Birr, 12)
3- Güçlü olup öfkeyi yenmek: “O takva sahipleridir ki öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah güzel davranışta bulunanları affeder.” (Âl-i İmran, 3/134) “Güçlü, kimse güreşte rakibini yenen değildir. Asıl güçlü öfke anında kendine sahip olandır.” (Buhârî, Edeb, 76 )
4- Büyüklük yapıp affedici olmak: “(Ey Nebi!) Af yolunu tut, iyiliği emret, cahillere aldırış etme.” (Araf, 7/199)
5- Rahmeti seçmek, beddua edici olmamak: Hz. Peygamber şöyle buyuruyor: “Ben lanet edici olarak gönderilmedim; rahmet olarak gönderildim.” (Müslüm, Birr, 87)
6- Niyet okuması yapıp sû-i zan etmemek: “Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.” (Hucurat, 49/12)
7- İnsanları hor görmekten, kibir ve gururdan sakınmak: “İnsanlara yanağını bükme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah kendini beğenip övünen kimseyi sevmez.” (Lokman, 31/18) Hz. Peygamber bu konuda şöyle buyurur: “Müslüman kardeşini hor görmesi kişiye kötülük olarak yeter.” (Müslim, Birr, 32)
8- İnsanlarla alay etmemek: “Ey iman edenler! Sizden bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki kendilerinden daha iyidirler.” (Hucurat, 49/11)
9- Sabırlı olmak: Kur’an-ı Kerim'de yetmişten fazla ayette sabırdan bahsedilir. “Sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 8/46.) Hz. Peygamber de, “Hiç kimseye sabırdan daha geniş ve daha hayırlı bir bağışta bulunulmamıştır.” buyurmuştur. (Buhârî, Zekat, 50)
Anadolu’muzun şehit toprağı, bereketli suyu ve pişiren güneşiyle yoğrulmuş “Bizim Yunus”un ifadesiyle “Yaratılanı severiz Yaratan’dan ötürü” ilkesini kendimize ilke edinmek ümidiyle.. 
(Bu yazımızda Prof. Dr İ H Atçeken’in sonpeygamber.info yazısından istifade edilmiştir.)
Allah’a emanet olun
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
alpin popup