Her Gece Gördüğümüz Yıldızlar Dün Gece Gördüğümüz Yıldızlar mı?


Ve bunun bir önemi var mı?...

İlham akar mı yoksa içimizde bir yerde mağaradaki örümcek ağı gibi sıkıştı da çıkarılmayı mı bekler? Ya herşeyi biliyorduysak ve buraya unutmuş olarak doğduysak? Bütün bu kıvranış basit bir hafıza kaybını yenmek adınaysa ve yüzyıllardır aynı sayfada takılı kaldıysak, ya sadece bir tek ruhun yansımalarıysak ve evin yolunu bulamıyorsak? Peki bunun bir önemi olur muydu öyle ya da böyle olsaydı? Önem de anlamın içinde sıkışan bir tohum ve her tohum ölmek için yarar toprağı bir gün... En güzel ölümün kokusu eve dönerkenki solmuş menekşede saklı. Yaşamak meleklerinden damlayan sakız kokularıyla bezenmiş bir yolculuk öyküsü bu. Bir veya birkaç yanılsamadan ibaret... Bir tek varoluş anını milyarlarca yıldır farklıymış gibi işliyoruz. Komiklik evreni ve sınırsızlığı bilimle anlama dinle anlamlandırma çabasında... Yaşamdan teğet geçenler hergün duş alanlar ve üzerindeki toza sarılanlar gerçek deneyimin peşinden gidenler... Dün pis kıyafetlerimle Kaş’a gelmeseydim bugün bu kelimeler çıkmazdı ve çıkmasaydı kendime teğet bir haftaya başlardım; aynı tekrar aynı monotonlukla... Oysa toz yaşamın imzasıdır bedendeki yüzdeki kırışıklıklar gibi. Kusurlardır denizi ve güneşi güzel gösteren; deniz kendini saklamaz veya ağaçlar utanmaz çıplaklıklarından ben neden utanayım bedenimin tatlı pürüzlerinden çıplakken? Örümcek ağları bütün mağarayı kapladığında ışığı yalnızca bir örümcek görür; her ağı denemiş yorulmuş ve haketmiş olan örümcek. Hakikat tatlı sulardan geçerek bulunmaz; kirli erdem ulaştırır bizi hakikatin sıcak evine. Ayrımları bitirmek için sevmekle sevişmenin, yaşamla ölümün aynılığını kavramak gereklidir ve bu aynılık ve teklikte insan ancak net görüş kazanır, çünkü her ayrım eksik bir bakış açısı sunar dolayısıyla uyanık ve sade bir zihinle özdeki pütürleri elersek batının yavan hareketliliğini doğudaki uçsuz dinginlikle harmanlayıp ruhtaki harmoniyi yeniden yakalayabiliriz; çünkü, batı maddeseli doğu hakikati içerir bu yüzden batı bağırır doğu dinler, batı yapar doğu olur... Varolmanın içinde eylem yoktur; eylem olmayı bıraktığımızda zihnin bizi oyalamak için koyduğu renkli yanılgıdır. Yanılgı turuncu diye ona kanıyoruz her defasında güneşe sarılmadık bir kere bile oysa sarı olmasına rağmen. Bırak yaşamı işte avuçlarından aksın kumlar gibi ılık ılık, bir mercan gibi, yosun gibi. Sen yosun ol Tanrı sırtını yasladığın kaya, bırak taşısın seni, sen bütün yaşamı avuçlarına hapsetmeye çalışıyorsun O yaşamın avuçlarına konan kısmı. Yosun olmak güzeldir kaya olmaya çalışma. Hergün gülümse Tanrı fotoğraf makinesini evde unutmaz...


 

www.narikelayoga.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
27Eyl
06Ağs

Bir Sabaha Karşı Yasamak Molası

23Tem

Montana

15Tem
08Tem
saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
Barbunn Popup