Düşünce Sözcük Eylem


“Bazı Aborijinlerle konuşan Avrupalı bir misyoner şöyle söyledi:
‘Ben sizin sandığınız gibi bir değil, iki kişiyim.’
Bunun üzerine güldüler.
‘İstediğiniz kadar gülebilirsiniz,’ diye devam etti misyoner. ‘Bir bedenin içinde iki kişi olduğunu söylüyorum size; bu sizin gördüğünüz; büyük beden; onun içinde görülmeyen küçük bir beden daha var. Büyük beden ölür, gömülür, ama küçük beden büyüğü ölünce uçar gider.’
Aborijinlerden biri buna şöyle karşılık verdi.
‘Evet, evet. Biz de ikiyiz, bizim de göğsümüzde küçük bir beden var’”

Varlığımız elbette ki gerçek; bu beden görüp dokunduğumuz sürece gerçekliğini koruyor ve koruyacak fakat tek gerçek bu boyuttan ibaret değil. Bütün bu yolculuk boyunca – kendi yaşam yolculuğumuz – kendi yaratımımızdan sorumluyuz. Her yaratım yani bireysel döngülerimizde meydana getirdiğimiz her yeni farkındalık önce düşünce olarak içimizde belirir, sonra bu düşünceyi dilimizle dışarı vururuz ve en sonunda yaşamdaki eylemlerimiz ortaya çıkar. Her eylemimiz bizim için bir aynadır aslında çünkü o eylemler önce zihinlerimizde düşünce olarak tohumlanır ve biz o düşünceleri kendi bakış açımıza göre sözcüklere vururuz. Işte tam bu noktada yaşama karşı bakış açımızı, yaşamı kavrayışımızı veya kavrayamayaşımızı, algımızı görürüz; şayet yaşama sürekli mücadele edilecek bir savaş ve bitmek bilmeyen bir yarış sahası gibi bakarsak eylemlerimiz hep koşullu ve sınırlı olur yani yaratımımızı sabote etmiş oluruz. Aynı şekilde yaşamı hiçbir şekilde ciddiye almadan sadece eğlence ve keyif alanı olarak yorumlarsakta kendi yaratım sürecimizi sabote etmiş oluruz çünkü bu defa da özbenliğimize saygısızlık etmiş oluruz, onu anlamak yerine görmezden geldiğimiz için…

Kendi yaşamımızın kontrolünü elimize alıp onu doğru şekillendirebilirsek yani yalnız kalıp kendimizle vakit geçirip yaşamı ve varoluşu sorgulayıp düşüncelerimize doğru yönleri gösterebilirsek, o düşünceler yarın fütursuzca değil ama kaygısız bir özgüvenle kendini ifade etmek üzere doğru sözcüklerle dışarıya çıkacaktır ve nihayetinde de eylemlerimiz bize düşüncelerimizin meyvelerini verecektir. Çünkü beden zihin ruh gibi düşünce sözcük eylemde aynı düzlemdeki denge unsurlarıdır ve hiç ihtimal vermediğimiz bir düşünce kırıntısı yarının devrim sloganıda olabilir bir dramanın başıda..

Burada devreye varoluşumuzu yaşamdan ayrı görmemek giriyor. Yani; biz, düşüncelerimiz, eylemlerimiz yaşamdan ayrı değiliz. Dolayısıyla eğer kendimizi daha çok sorgular ve daha geniş pencerelerden yaşamı algılamaya çalışırsak düşüncelerimiz ve en nihayetinde yaratımlarımız değişip dönüşecektir. Hangi yöne doğru dönüşümün gerçekleşeceği ise ancak bize bağlı.

Peki bütün bu kavramların arasında gezenirken kaybolmadan nasıl yol bulacağız? Hiç mi eğlenmeyeceğiz? Elbette hayır. Sadece doğru kavrayışla eğlenmek önemli kanımca; o zaman yalnızca dünyevi hazlar değil ruhani olarakta bizi doyuma ulaştıran bir yaşam yaratmış oluruz. Yaşamı beklentiye girmeden eğlenmek ve ibadet etmek arasındaki denge olarak tanımlayabilirim. Fakat burada ibadet etmek önemli bir yer tutuyor, ne anlama geldiğini iyi çözümlemek gerekiyor; ibadet kelimesini dinsel bir anlamda kullanmıyorum sadece içimizdeki yaratana yaklaşmak için bireysel ritüellerimiz olarak kullanıyorum ki bu noktada son derece öznel olup herkesin en saklı yerinde olması gerektiğine inanıyorum. Beklentiye girmeden eğlenmekten kastım ise; herşeyin geçiciliğini kabullenip her türlü duygunun uç noktarından uzak durma halinde ılımlı ve keyifli bir alanda gidip gelmek diyebiliriz fakat tek başına beklentisiz dahi olsa eğlenceyle – 5 duyunun kıyısındaki yapay herşey – sarhoş olma hali disipline edilmemiş bir bedende ruhu hakikatten kopartır. Bu da uzun vadede kendi yaratım sürecimizi sabote eder.

Şu halde diyebiliriz ki; yaşam içinde herşeyin olduğu bir yolculuk ve yoldaki herşey geçici olduğuna göre berrak düşüncelerle kendi gerçeğimizi eyleme geçirme mücadelesi hepimizin ortak amacıdır.

Herkesin özünü bulması niyetiyle...

www.narikelayoga.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI