GENÇ BİR CİLDİN TEMELİ - KOLAJEN


GENÇ BİR CİLDİN TEMELİ - KOLAJEN
Kolajen, insan vücudunun protein yapısının yaklaşık üçte birini (% 25 ila% 35'ini) oluşturan çok önemli bir proteindir. Kaslar, kemikler, tendonlar ve bağların yapısını oluşturan kolajen aynı zamanda kan damarları, dişler ve gözü oluşturan katmanlarda da bulunur. Genel olarak bakıldığında kolajenin tüm bu dokuları bir arada tutan bir tutkal gibi görev yaptığı görülür. Bu özelliği dolayısıyla kolajen kelimesi, Yunancada tutkal anlamına gelen "kolla" sözcüğünden türetilmiştir. Sıklıkla cilt sağlığıyla birlikte anılan kolajen, vücut için son derece önemli bir protein türüdür. Vücut bütünlüğünün korunması ve bağ dokusunun güçlendirilmesi gibi temel işlevleri bulunan bu protein türü, yoğun olarak kemik, eklem, kas ve tendonlarda bulunur. Cildin orta tabakası olan ve epidermisin hemen altında bulunan dermis tabakasının yaklaşık olarak %80'i kolajenden oluşur. Çevresel faktörlerin yanı sıra doğal bir süreç olan yaşlanma da vücutta kolajen oranının azalmasına yol açar. Cildin elastikiyetini kaybetmesine yol açan bu durumda meydana gelen kırışıklık, kuruluk ve cilt lekeleri en sık rastlanan kolajen eksikliği belirtileri arasında sayılabilir. Bu durumun geciktirilmesi için doktor kontrolünde düzenli olarak kolajen takviyesi alınması gerekebilir.  Vücutta üretilebilen kolajen proteinin üretim miktarı ve kalitesi yaşla birlikte azalır. Bu durum yaşlanmanın gözle görülür belirtilerini meydana getiren en önemli nedenlerden bir tanesidir. Yaşla birlikte derinin esnekliğini kaybetmesi, sıkı yapısının bozulması ve kıkırdakların zayıflaması temelde kolajen üretimindeki yetersizliğe bağlı gelişir. Bu nedenle kolajen proteinini içeren veya kolajen üretimini destekleyen besinlerin yeterli miktarda tüketimi daha önemli hale gelir. 


Kolajen nelerde bulunur?
İnsan vücudu, glisin ve prolin adlı iki aminoasidi bir araya getirerek kolajen proteininin öncüsü olan prokolajeni sentezler. Bu sentezin gerçekleştirilmesinde C vitamini de görev yapar. Dolayısıyla yeterli kolajen üretimi için C vitamininin en önemli kaynakları olan taze meyve ve sebzeler yeterli miktarda tüketilmelidir. 
Prolin aminoasiti yumurta, buğday, süt ve ürünleri, mantar, kuşkonmaz ve lahanada bol miktarda yer alır. 
Glisin aminoasiti ise tavuk derisinde ve dana etinde, özellikle de ette bulunan jelatinin yapısında yer alır. Hayvan etlerinin kaynatılmasıyla elde edilen kemik suyu, kolajenin pişmiş hali olan jelatini önemli miktarda içerir. Jelatin, kolajen proteinini oluşturan aminoasitler açısından zengin olduğundan kolajen sentezinin desteklenmesinde oldukça etkilidir. Kolajen sentezinde görevli bir diğer mikro besin ögesi olan bakır minerali de yeterli miktarda vücuda alınmalıdır. Bakırın önemli kaynakları arasında organ etleri, susam, kakao, kuru yemişler ve kuru baklagiller yer alır. Vücudun yeterli miktarda kolajen sentezleyebilmesi için glisin, prolin, C vitamini ve bakırın yeterli miktarda tüketilmesi oldukça önemlidir. Kiraz, böğürtlen, ahududu gibi kırmızı meyvelerde bulunan antosiyanidinler ve birçok bitkisel ve hayvansal besinde bulunan A vitamini de kolajen üretimini destekleyen diğer besin ögeleridir. Bunun haricinde vücudun protein sentezine olması gerektiği gibi devam edebilmesi için gerekli aminoasitleri içeren büyükbaş ve küçükbaş hayvan etleri ile kümes hayvanları, ayrıca yumurta düzenli olarak tüketilmelidir.

Kolajen eksikliği ne zaman görülür?
Kolajen üretiminin azalması ve üretilen kolajenin kalitesizleşmesinin en önemli nedeni yaşlanmadır. Buna ek olarak kolajen sentezini olumsuz etkileyen bazı diğer durumlar da mevcuttur. Şeker ve rafine karbonhidratların fazla miktarda tüketimi bunlardan bir tanesidir. Vücudun kendini onarma yeteneğinin desteklenmesi için şeker ve rafine karbonhidratın aşırı tüketiminden kaçınılmalı, karbonhidrat gereksinimi saflaştırılmamış tahıllardan karşılanmalıdır. Ultraviyole (UV) ışınları, kolajen üretimi üzerinde olumsuz etkileri bulunan bir diğer faktördür. Güneş ışınlarına fazla miktarda maruz kalan kişilerde kolajen üretiminin bozulmasına bağlı olarak ciltte yaşlanma belirtileri gözlenebilir. Bunun önlenebilmesi için özellikle yaz aylarında güneş ışınlarının dik açıyla geldiği öğle saatlerinde güneşe fazla maruz kalmamaya özen gösterilmeli, güneş koruyucu kremler düzenli olarak kullanılmalıdır. Ayrıca sigara kullanımının da kolajen üretimini olumsuz etkileyerek erken yaşlanmaya ve kırışıklıklara yol açtığı bilinmektedir.
Kolajenin faydaları nelerdir?
Kolajen, vücudun yapısında çok fazla miktarda yer alan bir protein türü olduğundan çok sayıda göreve ve faydaya sahiptir. Kolajenin bilinen en önemli faydaları arasında şunlar yer alır:
•    Cilt sağlığını geliştirir, derinin elastikiyetini arttırır, cilt kusurlarının önlenmesini ve iyileştirilmesini destekler. Kırışıklık oluşumunu azaltarak yaşlanmayı geciktirir.
•    Kıkırdak bütünlüğünün korunmasına yardımcı olur. Kıkırdaklar, eklemleri koruyan önemli yapılar olduğundan eklem hastalıklarının gelişiminin önlenmesinde kolajen üretiminin yeterli olması oldukça önemlidir.
•    Eklem ağrılarının hafifletilmesine yardımcı olur, eklem iltihaplanmalarını önler.
•    Osteoartrit başta olmak üzere birçok kemik ve eklem hastalığına karşı koruyucudur. Aynı zamanda mevcut hastalarda tedaviyi destekler.
•    Kemiklerde yüksek oranda kolajen bulunduğundan kemiklerin güçlendirilmesi ve kemik kaybının (osteopeni) önlenmesine katkıda bulunur.
•    Travmalar veya osteoporoz nedeniyle meydana gelen kırık ve çatlakların iyileşme sürecini hızlandırır.
•    Kas kütlesinin korunması ve arttırılması üzerinde etkilidir.
•    Arterlerin daha güçlü bir yapıya sahip olmasını sağlayarak ateroskleroz başta olmak üzere tüm kardiyovasküler hastalıklara karşı koruma sağlar. İyi kolesterol olarak da bilinen HDL kolesterolün seviyesini yükselterek dislipidemiyi önler. Aynı zamanda kalp krizi ve felç gibi ciddi sağlık sorunlarının görülme olasılığını önemli ölçüde azaltır.
•    Saç ve tırnak sağlığını geliştirir.
•    Yaşlanmanın cilt ve iskelet sistemi üzerindeki etkilerini hafifletir.
•    Yara iyileşmesini hızlandırır.
•    Sindirim sisteminin düzenlenmesi, bilişsel fonksiyonların güçlendirilmesi ve metabolizmanın hızlandırılmasına yardımcı olmasına ilişkin yapılan araştırmalar ise halen devam etmektedir.

Kimler Kolajen Kullanmalı?
Kolajen takviyeleri genelde 30’lu yaşlardan sonra önerilmektedir. Özellikle 30-40 yaşları arasında doğru ve zengin içerikli ürün ve takviyeleri düzenli bir şekilde kullanarak belirtilerin kendini daha geç göstermesi sağlanabilir.
Bitki bazlı (vejetaryen, vegan) kolajen var mı?
Kolajen sadece hayvanlar tarafından üretilir - bu nedenle bitki veya vegan kolajen yoktur. 
Ciltte kolajen üretimini artırması beklenen ve doğal kozmetik ürünlerde kullanılan beyaz acı bakla ("kolajen" olarak bilinir) tohum kabuğundan kolajen benzeri bir madde çıkarılır.
Kolajen oluşumu ve C vitamini için birçok amino asit içeren bitkiler: yer fıstığı, ayçiçeği çekirdeği, susam tohumu, haşhaş tohumu, kenevir tohumu, maya gevreği hem glisin hem de prolin bakımından zengindir. Bunları, aserola tozu, kuşburnu (toz), deniz topalak (meyve suyu), ısırgan otu tohumu, baobab (toz) veya guava gibi özellikle C vitamini açısından zengin yiyeceklerle birleştirin. Bir kahvaltı kâsesi, müsli, yulaf lapası, smoothie, ev yapımı müsli barları veya salatalar en iyisidir.
Mantar hayranı mısınız? O zaman şifalı mantarlar, kolajen üretimini artırmak için başka bir yararlı kaynaktır. Çünkü shiitake, chaga, kirpi keçisakalı ve diğerleri gibi şifalı mantarlar antioksidanlar açısından özellikle zengindir.
Kolajenin cilt, saç ve yaşlanma önleyici ajan olarak ne gibi etkileri vardır?
Sıkı bir cilt, çok fazla kolajen ve yüksek su içeriği ile karakterizedir. Artan yaşla ve düşük östrojen seviyeleriyle, kollajen üretimi ve bununla birlikte yüzün ve saç derisinin esnekliği ve esnekliği azalır. Kırışıklıklar, kıvrımlar, belirgin yüz hatları ve daha ince bir saç başı sonuçtur.
Cildi sıkılaştırmak için bitkisel kolajen alternatifleri, buğdaydan elde edilen hyaluronik asit, bakla tohum kabuğundan kolajen benzeri bir aktif bileşen, soya proteini, badem yağıdır.
Kolajenin bağ dokusu, selülit ve hamilelikte nasıl bir etkisi vardır?
Selülit, birçok kadının karnında, bacaklarında veya alt kısmında rahatsızlığa neden olur. Kilo dalgalanmalarına bağlı olarak bağ dokusunda oluşan ağır gerilme, ergenlik veya hamilelikte hızlı büyüme ve kilo alma da ciltte çatlaklar olarak izler bırakır.
Kalıtsal bir bağ dokusu zayıflığı varsa veya bağ dokusundaki kollajen lifleri hormonlardan veya gerilmelerden zarar görürse karakteristik dalgalar, çukurlar ve çizgiler oluşur. Örümcek damarlar veya varisli damarlar da katılır. Menopoz döneminde kadınlarda östrojen üretimi azalırsa, deri altı bağ dokusunda daha az kolajen oluştuğu görülmektedir. Sonuç olarak, deri altı yağ dokusu çıkıntı yaparak dalgalı bir cilt yüzeyine yol açar.
Selülit için kollajen kullanımına ilişkin çalışma sonuçları umut doğurmaktadır. Orta derecede selülit ile altı ay boyunca alınan günde 2,5 gram kadar az kollajen hidrolizatı, kollajen içermeyen bir kontrol grubuna kıyasla selülit ve cilt yoğunluğunda iyileşmeye yol açar (Schunck 2015). Masajları, egzersizi ve dengeli beslenmeyi harekete geçirmeye ek olarak, örneğin toz veya et suyu olarak hedeflenen kolajen emilimi selülit görünümünü iyileştirebilir. Denemeye değer.

Kolajen: Yan Etkiler Var mı?
Kolajen bir proteindir. Nadir durumlarda, proteinler alerjileri tetikleyebilir. Hayvandan elde edilen kolajen insan kolajenine ne kadar benzerse, risk o kadar düşüktür. Bu nedenle tavuk, sığır eti, balık iyi bir kolajen kaynaklarıdır. 
Alerjik reaksiyonlar tüketimden sonra değil, kozmetik veya cerrahi tedavilerden sonra - örneğin cilt dolgusu olarak kollajen kullanıldığında veya göz ameliyatı sırasında sığır kollajeni içeren malzemeler kullanıldığında meydana gelir (Mullins 1996). Saç kremlerindeki kolajen hidrolizatları, özellikle nörodermatitli kişilerde deri döküntülerine neden olabilir (Niinimäki 1998).
Kolajenin sağlıklı olup olmadığını ve onu almanın mantıklı olup olmadığını merak ediyor olabilirsiniz. Kolajen, doğal olarak oluşan bir proteindir. Özellikle doğal ve orijinal olmasını seviyorsanız, kolajen içeren bir kemik suyu bunun için idealdir. İyi bir et suyu 18 saate kadar kaynar veya toz, tablet ve kapsül gibi konsantre alım biçimleri ararız. Etkiler ve yan etkiler açısından, birçok şey başlangıç ürünlerinin kalitesine ve işlemin kalitesine bağlıdır. Temel olarak, yan etkilerden kaçınmak için her zaman önerilen tüketim miktarlarına bağlı kalınmalıdır.

fethiye@leylainanir.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
Barbunn Popup