
Yağmur
Elif Öztürk / ELif'le İçsel Farkındalık
- 358
Yağmurlu havaları kimse sevmez ama sen seviyorsun. Doğanın beslenmesi sana huzur veriyor. Pencerenin pervazına yönelip bir kanadını açıyorsun. Yağmurla birlikte odaya dolan kokuları bir nefesle içine çekiyorsun. Toprak, beton ve belli belirsiz çiçek kokuları seni sarıyor. Üzerine bir battaniye alıp kitabını okumaya devam ediyorsun.
“Büyümek çok kötü gibi geliyor bazen. Sanki çocukken her şey daha güzeldi. Daha saf duygularla bezeli…
Biz o saflığın peşine düştüğümüzde, içimizdeki çocuğu özlüyoruz. Basitçe yaşamak istiyoruz. İçimizdeki çocuk gibi basit! Hissettiklerini söyleyebilen, korkmayan, sahip çıkan bir sadelik arıyoruz. Sağlam, bir o kadarda kararlı sözler istiyoruz. Peki istemekten başka ne yapıyoruz. Sözlerden başka ellerimizde ne var? Neden laflarla yetiniyoruz? Harekete geçmek için neyi bekliyoruz?”
Satırlar yağmur gibi üzerine yağıyor. Önce sarsıyor, sonra iyi geliyor.
“Hadi kalkalım, çocukluğumuza gidelim? Mutlu olunca kahkahalar atalım. Şöyle ağız dolusu olsun. Herkese mutluluk bulaşsın. Üzüldüğümüzde ağlayalım. Sıkı bir hüzün zamanı yaşansın. Rüzgar sert mi esiyor? Essin. Öfkeleniyor musun? Bağır. Belki de dağıt. Sonrada topla. Ama yaşa, yaşayalım, yaşanmalı.
Şu an bir kapıyı açtım. Eşiğinde durmaktayım. Benimle geliyor musun? Hayata sahip çıkmaya gidiyorum, büyümenin eş güdümünde. Yoksa kalıyor musun? Hiçliğe adanmış yalnızlığında. Seçim senin. Unutma hayat beklemiyor asla!”
Başını çevirip sokağa bakıyorsun. Yıkanıyor ve temizleniyor aynı kalbin gibi.