“YÜRÜ BRE YALAN DÜNYA”


Aşk var mıdır yok mudur varsa kaç gün sürer? Ya da aşk kaç kişiliktir? Tek kişilik midir, üç kişilik midir yoksa beş on kişilik midir? Bir ömürde yalnız bir kişiye mi aşık olunur yoksa “aşk bendedir” deyip önüne gelene aşık olunur mu bilmem. Bilmem dediğim, iş olsun diye değil ya da saflığa yatmak değil. Öyle örnekler görüyorum ki hepsine rastlamak mümkün. Hele televizyon ve internet dünyayı evin içine getirdiğinden dünyanın bir ucundaki örnekleri bile görmek mümkün. Evin içinde akşama kadar “Aşkım aşkım” diye birbirine sevgi sözcüğü yağdıran arkadaşları bilirim. Hayranlık duyarım kendilerine ama bir yıl sonra bir duyarım ki boşanmışlar. Yani o kadar “aşkım aşkım” diyerek abartmasalardı ve idareli kullansalardı da bu sözcükleri evlilikleri biraz daha uzun sürseydi diye düşünmüşümdür hep. Ama ne fayda! Üç beş yıl sonra yeniden evlendiklerini duyarım. Yeni “aşkım aşkımlarla” sürüp gider hayatları. Bir de her yeni sevgilide yeni aşklar yaşayanları bilirim. Bütün teorilerim altüstolur. Demek ki aşk bir duygu bulutudur derim kendi kendime. Bulut geçti mi rüzgârın etkisiyle aşk da bitiyor. İşi sevgi saygı boyutuna kanalize edebilenlerin birliktelikleri devam ediyor; kanalize edemeyenlerde ise olay bitiyor ve yeni aşklara yelken açıyorlar. Yelkenleri rüzgârla şişirebildikleri sürece elbette. İnsann her hâli bir olmuyor ki! Değirmenin su sıkıntısı, prostat mrostat Allah korusun ne rüzgâr kalıyor ne yelken! Melül melül trene bakar gibi ortalıkta dolananları biliyorum. Laf aramızda bu arkadaşlardan anılarını dinlemek çok eğlenceli oluyor. Aralarında hiç aşk maşk sözcükleri geçmediği halde bir ömür boyu gül gibi geçinip gidenleri de bilirim. Yaşamı acısıyla tatlısıyla birlikte paylaşan, dünyayı birbirlerine kolaylaştıran güzel çiftler. Hiç sözü edilmese de “ yoksa aşk bu mudur?” derim yine kendi kendime ve yeni teoriler üretmeye başlarım sanki üzerime vazifeymiş gibi! Aşk var ya da yok. Daha doğrusu kimine var kimine yok. Yaşam iyi kötü devam ediyor.Yeter ki sevgi saygı eksik olmasın. Kimse kimsenin hakkına hukukuna göz koymasın. Ömür bir şekilde sürüp gidiyor işte. Hak hukuk derken Neşet Ertaş’tan dinlediğim bir türküden esinlenerek yazıya başlayacaktım ama nerelere gittik. Herkes ayrılık acısından yakınır. Bütün türkülerde böyledir. Bu türküde de “Sevdiğimi eller aldı” diyordu ve ben merak etttim doğrusu. Bu “eller” dedikleri başkasının sevdiğini alınca ne kadar mutlu olurlar. Kendilerini bir ülkeyi fethetmiş gibi muzaffer mi sanırlar. Dokundukları tenin bir başkasının sevdiğinin teni olduğunu her seferinde hissettiklerinde hak hukuk yönünden bir rahatsızlık duyarlar mı? Rahatsızlık duymazlarsa Allah onları çarpar mı? Ya da öldüklerinde mezarlarında diken mi biter ayrıkotu mu ya da hangi ot biter? Hadi onlar bu işten rahatsızlık duymadı. Peki bu kendilerini sevenlerin hakkı olan kendilerindeki her şeyi başkasına sunan vicdansızlara demezler mi?: “”Güzel bu nasıl sevdaymış?” Dünya her şeye rağmen dönmeye devam ediyor. Ve Neşet ERTAŞ’ın söylediği güzel türküyle bitirelim yazıyı: “YÜRÜ BRE YALAN DÜNYA Yörü bre yalan dünya Hiç vefanı göremedim Geçti ömrüm Murad'ıma Eremedim eremedim Yıllar geçti ömür doldu Umutlarım hayal oldu Sevdiğimi eller aldı Ben yanına varamadım Eksilmez başımın karı Gitmez ömrümün efkarı Geçti ömrümün baharı Bir gonca gül deremedim Garibim irengim soldu Gözlerime yaşlar doldu Gönlüm bana bir dert oldu Alan bulup veremedim”

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
13May
05May

DOKTOR ŞAİRLERİMİZ

29Nis

NİGAR ARİF

23Nis

EKBER QOŞALI

15Nis

Hediyye ŞEFAKAT- AZERBAYCAN