YAZARLIK SERÜVENİ


Bir yanda fani bir beden, diğer yanda bu fani bedenin içine sıkışmış sonsuzluk özlemi içinde yanıp tutuşan ruhun çırpınışı. Yazarın içsavaşı aslında insanlığın içsavaşı. Kulağına gelen seslerin hangisine inanacak? Bir kulağına: “Senin asıl vatanın bu dünyadır. Yaşama dört elle sarıl. Gördüğün güzelliklere sarıl, onların peşinden git. Önemli olan şekildir. Görünendir. Gerisi boş. Başka şey düşünme. Yaşa yaşabildiğin kadar can bedende iken. “ Diğer kulağına ise :” Aman ha! Görünenler seni aldatmasın. Bu dünya geçici. Görünenler de birer hayal. Önemli olan ahiret hayatıdır. Gördüğün şekiller seni yanıltmasın. Onların görünen yüzüne değil temeline bak gerçeği kavra. Görünene bakma, içine dal. Kalıcı olan görünenin ardında, temelinde olan özdür. Asıl dünya burası değildir öbür taraftır. Yaşamını buna göre ayarla. Görünenle oyalanma. İman et!” Ve bu dünyada kalmamızı fısıldayan sesin şeytanın sesi, bu dünyanın geçici olduğunu söyleyen sesin ise yaradanın ilahi sesi olduğu söylenir. Bu iki ses yaşam boyunca insanı bir karar vermeye zorlar. Dolayısıyla yazarı da. Ontolojik anlamda söylersek Fenomenler midir gerçek olan, fenomenlerin görünmeyen, ardında yatan öz müdür? Yani fenomenin görünen yüzü müdür, görünmeyen iç yüzü müdür gerçek olan, kalıcı olan? Her yazar kendi inancına göre bir yol belirleyecektir elbet. Bu trajik durumu içinde yaşayan yazar, kendine göre bir karar verecek, bu yolda ilerleyecek, ürünler verecek ve okurlarını da bu yola gelmeleri için etkilemeye çalışacaktır. Ben de haddimi bilerek genel fetvalar vermek yerine, kendi yaşamımdan yola çıkarak bu konuda görüşlerimi açıklamak isterim. .Şimdi rahmetli olan çok değerli bir yazarımızla yıllar önce sohbet ederken inançlı olduğumu söylersem edebiyat dünyasında dışlanacağım konusunda beni uyarmıştı ama ben yine de kendimi dürüstçe ifade etmek isterim. İlerici, demokrat, devrimci bir ortamda yetişmeme ve devrimci söylemleri benimsemiş olmama karşın, Allah’a, ahrete olan inancım tamdı. Halen de öyle çok şükür. Elimden geldiği kadar ibadetimi de yapmaya gayret ederim. Üniversitede okurken birlikte ev tuttuğumuz arkadaşlarım bu konuda beni ikna etmeye çalışırlardı. Hatta sonradan öğrendiğim bir olay vardı çok tuhafıma gitmişti. Ben Hacettepe Üniversite’sinde sosyoloji okuyordum. Gazetecilik yüksek Okulunu kazanmama karşın, oradan kaydımı sildirip iyi bir yazar olmak umuduyla sosyoloji bölümüne yazılmıştım. Yani bilerek, isteyerek. Çok okuyordum. Ama evde kalan diğer arkadaşlarım bana daha başka kitaplar getirip veriyorlardı. Onları da okumamı istiyorlardı. Oysa onların getirdikleri kitapları ben daha lise yıllarında okumuştum. Meğer onlar benim dini inançlarımın “feodal kalıntı mı kırıntı mı ne “ olduğuna inanıp, bu kitapları okursam bu kırıntılardan kurtulacağımı düşünerek veriyorlarmış. Ben Kapitali’ de, Felsefi el Yazmaları’nı da, Engels’in kitaplarını da , Politzer’in Felsefenin Temelleri kitabını da zaten okuduğum bölümün gereği olarak okuyordum ama bu arkadaşlarıma göre demek ki iyi okuyamamış ya da anlayamamış, kavrayamamıştım. Neyse ömrümüzün bir yerine geldik. Ne söylemlerimde bir azalma ne de inançlarımda bir gerileme var. Çok fazla dindar birisi olmasam da dünyada bir misafir olduğumuza inanmışımdır hep. Kulağıma gelen her iki sese de kulak vermişimdir zaman içinde. Nefsimize yenildiğimiz günler olmuştur. Ama kalıcı olanın her zaman bedensel olanda değil, tinsel olanda olduğunu görmüşümdür. Yaşamımı da kesintiler olmakla birilikte buna göre düzenlemişimidir. Yani yaşamın trajedisini günlük yaşamın her alanında yaşamış ve duymuşumdur. Bu içsavaş sürecinde kendime duruşlar edinerek mevziler kazanmaya çalışmışımdır. Her insanın yaşamında olan şeyler bunlar. Bu mevziler nelerdir? Öncelikle alan el değil veren el olmanın mutluluk getirdiğini yaşayarak görmüşümdür. Paylaşmak. Dostun yardımına koşmak. Gereken zamanda ve gereken yerde gereğini yapmak. Sonra samimi olmak. İnsanı en yüksek noktaya koyarak daha alttaki bir değer için insanı değişmemek. Yani üç kuruşluk çıkar için hiç kimseyi satmamak. İnsanları kullanmamak. Bu olmazsa olmazlarımdan biridir. Bunu başaramayan insan, değil yazar, insan bile olamaz. Kibir! Asla! Her zaman mütevazi olmak, hoşgörülü olmak mutlu olmanın da yoludur aynı zamanda. Hesap kitap işlerine girmem hiç Bir arkadaşla buluşacaksam onu gerçekten özlediğim içindir. Gerçekten o arkadaşla güzel sohbetler yapmak istediğim içindir. Zaten araya bir menfaat girerse, her şey berbat olur ve insanlık büyük yara alır. Birine saygı göstereceksem gerçekten saygıyı hak eden “insanca değerlere ve duruşa” sahip olduğu içindir. Birini seveceksem de yine aynı şekilde, onun yaşamasından ben de mutlu olacağım içindir. Bunlar gibi daha çok şeyler.Hep insani olana değer veren, insanlık kalitesini yükseltmeye çalışan tutum ve davranışlar. Ve hep başkasının da yaşamını kolaylaştıran ve yaşamı daha çekilir kılan eylemler. Yaşamı sorgulayan “Sözcükler de Ölür “ ve şiir sanatı üzerine yazdığım “Kolay Görünen Zor:Şiir” adlı deneme kitaplarımda bu görüşlerimi yansıtan yazılar yazdım. Yaşamın kendisini de bir sanat olarak gören bir anlayışla, yazdıklarımın kâğıt üzerinde kalacak kuru şeyler olmaması için, gündelik yaşamımda da uygulamaya çalıştım. Şiirde, öyküde bir güzellik yaratmaya çalışıyorsanız, bu güzellikleri olabildiğince ikili ilişkilerinizde de uygulamanız gerekir. Esas olan da budur bana göre.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
27Ekm
20Ekm

HAZ VE  MUTLULUK 

06Ekm
30Eyl

GÖNÜLLERİ CİLALAMAK

22Eyl

AH ŞU EGO VAR YA ŞU EGO!

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
Barbunn Popup