VAR OLMAK YA DA VARLIKLI OLM


Yaşamın her alanında ve her aşamasında insanın önüne birçok tercihler çıkıyor. Yaşama bakışımız, yaşamdan ne anladığımız ya da yaşamdan ne beklediğimize göre bu tercihlerden birini seçe seçe yaşamımızı sürdürmeye çalışıyoruz. Önceki yazılarımdan birinde:'' Yaşam da aslında bir ticaret'' demiştim. Bir şeyler üretiyoruz, tüketiyoruz; bir şeyler alıp, bir şeyler veriyoruz yaşamımız boyunca. Ve bu ticaretin sonunda '' bir şeyler'' biriktiriyoruz. En kaba sınıflamayla da iki şey biriktiriyoruz. Ya insan biriktiriyoruz ya da nesne. Neyi arzu ediyorsak, bir ömür çalışıp didinip onu biriktirebiliyoruz. İşin özeti, benim mal-mülk edinmek gibi bir derdim olmadı. ‘’Var olmak mı yoksa varlıklı olmak mı?'' sorusunda tercihim hep var olmak''tan yana oldu. Ortaokul yıllarından beri elime geçen üç kuruş parayı gazete, dergi, kitaba harcadım. Bilmek, öğrenmek, anlamak kaygısı ağır bastı hep. Okumak, gezmek- görmek ve bunların yanında paylaşmak. Eşin dostun, akrabanın sevinçli ya da üzüntülü günlerinde koşup gitmişimdir. Onların sevinçlerini paylaşmak, üzüntülerine ortak olmak, ihtiyaçlarını gidermek mutlu etmiştir beni. Yani insanların gönüllerini kazanmak, yanlarında olmak, dünyayı anlamaya çalışmak, öğrendiklerimi aktarmak, bana '' var olmaya giden yolda'' zorunlu basamaklar olmuşlardır. Sevmek ve paylaşmak düşüncesi eyleme geçince varlık kazanır. Elbet bunları yapmak için de kazandıklarından harcamak durumundasın. Benim için paranın anlamı budur. Para, biriktirilmek için değil; yeri geldiğinde insanlar için ve insani durumlar için harcanılması gereken bir araç olmuştur. Parayı tüketirken insanı biriktirmeye çabalıyorum. Umarım öyle oluyordur. Ben bunları düşünürken, çay bahçesinde okumak için aldığım gazetenin kitap ekinde bir yazı ilişti gözüme. Yazının başlığı:'' Emek Veren Korkmasın'' dı ve yazı Adnan BİNYAZAR'a aitti. Hocam Prof.Dr. Bozkurt GÜVENÇ'in '' Anılardan Sayfalar'' adlı yeni kitabı için yazılmıştı. Bozkurt GÜVENÇ, ben Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde okurken Antropoloji derslerine girerdi. Çok sevdiğim, değer verdiğim bilgili, dürüst, güleryüzlü, aydın bir insandı. Çok şey öğrendik ondan. Antropoloji Bölüm Başkanıydı aynı zamanda. Daha sonraları Sayın Süleyman DEMİREL' in Cumhurbaşkanlığı döneminde Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı olmuştu. Ve şimdi bu anılarını kitaplaştırmıştı. Kendisi ABD'de eğitim görmüş, orada ''müthiş Türk'' olarak ün yapmış. Babasının da bir general olduğunu bu yazıdan öğreniyorum. Adnan BİNYAZAR, yazısının bir bölümünde, Bozkurt GÜVENÇ' le ilgili şunları yazıyor: ''Paşa çocuğunun 'paşa' gibi bir hayat sürdüğü sanılır. Paşa, ancak oğlu mimarlık yaptığı yıllarda başını sokacak bir yere sahip olabiliyor. Güvenç'in yazgısı da ondan farklı değil; Amerika'daki başarılarından dolayı ' müthiş Türk' diye nitelenen, kırk yıl üniversite öğretim üyeliği yapan paşa çocuğu, ancak emekli olduktan sonra, borçla harçla bir daire sahibi olmuştur. Cumhuriyet'e kanat geren paşaların da, oğullarının da tarihleri böyle yazılmıştır.'' Ohh! Hele şükür, üstelik babam da paşa değil garip bir ayakkabı ustası ve oturmuş niye henüz evim yok diye tasa ediyorum. Denizden esen bir rüzgar iyot kokusu ile sardı her yanımı. Derin bir nefes alarak ciğerlerimi doldurdum . Ev mev derdini unutup yüzümde bir tebessümle paşa paşa çayımı yudumlamaya başladım.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
27May

VEFA VE PAYLAŞMA

13May
05May

DOKTOR ŞAİRLERİMİZ

29Nis

NİGAR ARİF

23Nis

EKBER QOŞALI