SANAT İNSANI UYANIK KILAR HELE DE ŞİİR!


Genel olarak sanatın özel olarak da edebiyatın insanları ne kadar özgür kıldığını ve özgür bireyler haline getirdiğini beylik sözlerden hepimiz biliriz. Ama ben bu sözlerin pratikte ne kadar doğru olduğunu yaşayarak gören ve bilen birisi olarak çıkardığım sonuç şu: Sanat insanı uyanık tutar. Hiç kimse onları kandıramaz. Seçtikleri yöneticilerden hesap sorarlar ve kendilerini sömürtmezler. Bu nedenle de özgürce kazandıklarını özgürce ve diledikleri gibi harcarlar. Daha çok kitap, daha çok sinema, daha çok dinlenme, daha çok tatil. Sanatla uğraşanların “insani” talepleri “hayvani” taleplerini kat kat geçer. Tatil için ülkemize gelen turistleri sahillerde güneşlenirken kitap okurken görürüz hep. Dalga geçenlerimiz bile olur:” Adamlardaki kafaya bak! Tatile gelmiş kitap okuyorlar!” güneşlenirken ya da şezlongda uzanıp dinlenirken kitap okumayan hiçbir turist göremezsiniz. Bu turistlerin hepsi gelişmiş ülkelerden gelen turistlerdir. Bizde ise sanki her gün kitap okuyorlarmış gibi tatile giderken ne bir gazete okunur, ne kitap okunur ne de televizyonlardan haberler dinlenir. Dopdolu kafaların dinlenmeye ihtiyacı vardır çünkü(!).“Kitap okumak karın mı doyuruyor?” İnsanlarımız yaptığımız edebiyat söyleşilerine bu gözle bakıyor. Ülkemizin en değerli yazarlarını, çizerlerini davet edip halkla buluşturmayı amaçlıyoruz. Oysa bu davete gelen üç beş tanıdık sima. Çünkü halkın talebi başka: “Kitap okumak karın mı doyuruyor?” Karnı doymadığı hiçbir şeye rağbet etmiyor kimse. Kitapların kapaklarını kağıt helvadan, yapraklarını lahmacundan yaparsanız, ortasına bir ayran arka sayfaya da peçete koyarsanız ancak karın doyurur. Bir yaprak oku ve hemen ye! Hem karnın doysun hem de ruhun. Üstüne ayranı iç ve arkadaki peçeteyle de ağzını sil. Afiyet olsun! Oysa gelişmiş ülkelerden gelen turistler bu kadar çok kitap okudukları içindir ki bu kadar çok tatil yapabiliyorlar. Çünkü onlar okuyarak görme yeteneklerini geliştirmişler, olaylara farklı bakış açıları getirebilmişler, muhakeme güçlerini geliştirmişler, kendilerine verileni hemen kabul etmeyip araştırarak doğru olup olmadığına bakmışlar, kimseye kanmamayı öğrenip gelirlerini kendilerini yönetenlere kaptırmadıkları için tatil yapabilmeyi becermişlerdir Yani sonunda kitap okumak karın doyuruyor. Hem özgür birey oluyorsun hem de kendin doyuruyorsun kendi karnını. Başkalarının verdiği sadakayla değil, kendi özgür iradenle kazanıp alıyorsun helal helal! Sadece bedensel gereksinimleri için yaşayan insanların özgür düşüncesi olabilir mi? İktidarların en kolay ve sorunsuz yönetebileceği topluluklar bedensel gereksinimlerini yaşamın amacı sayan topluluklardır. Nasıl olsa bunların karınlarını doyuracak kadar gıda bir yerlerden bulunur. Zaten konu komşu da yardım edeceği için gül gibi idare edilir bu insanlar. Sanatın asıl işlevi insani olan yanımızı artırmasıdır. İnsani talepler yaratır sanat. İşte bu insanları daha doğrusu “ bireyleri” idare etmek o kadar kolay değildir. Çünkü sanatla, edebiyatla yetiştikleri için gözleri açılmıştırlar, uyanıktırlar. Kimse bunları sömüremez. Hemen hesap sorarlar. Korkusuzca hesap sorarlar ve kendilerini sömürenleri hemen alaşağı ederler. Bu nedenle gelişmemiş ülkelerde sanata önem verilmez, kitap okuyanlara öcü gibi bakılır, şiirle uğraşanlara “ hasta” gözüyle bakılır. Çünkü şiir öyle kolay yakalanmaz. Düzanlamlarda değil yananlamlarda keşfedile keşfedile yakalanır şiir. Şiir okuyanlar bir anlamla yetinmez onlarca anlamı yakalarlar şiirde. Onun için de yöneticilerin içi boş hamasi sözlerine kanmazlar. Kimse kandıramaz şiir okuyanları. Halkı kandırmak isteyenler hiç sevmezler gerçek şairleri ve iyi şiir okurlarını. Çok roman okuyanı, öykü okuyanı da sevmezler. Okudukları her öykü ve romanda yeni yaşam olanakları yakalayanların daha güzel bir dünyada yaşama talepleri artacağı için bunları da sevmezler. Kafaların uyuşması için ilkokuldan itibaren okuma yerine hep “testler” çözdürürler. Ne kadar çok test çözerse o kadar kafası uyuşur. “ Niçin çocuklara kitap okutmuyorsunuz?” denildiğinde de “ Müfredat imkan vermiyor” derler. Görünenle yetinmeyip gerçeği görünenin ardında aramak; düzanlamlarla yetinmeyip yananlamlarla daha çok anlama ulaşmak; farklı bakış açıları geliştirerek olayları kendilerine gösterildiği şekilde değil de birbiri arasında bağ kurarak kavramak; düşünce ufuklarını geliştirerek en uzak görünen anlamları bile rahatça ilk bakışta anlayabilmek; sadece verili yaşamları değil binlerce olası yaşamları arzulamak ancak sanatla olasıdır. Sadece bedenleri için değil, insan yanları için de yaşayan hatta bu yanlarını amaç sayan insanlar özgür bireyler olurlar ve özgür düşünürler. Çünkü artık ideolojiler topla tüfekle kabul ettirilmiyor kitlelere. Şimdi ideoloji “söylemin” içinde. Yani masallarda, öykülerde, atasözlerinde, deyimlerde, romanlarda. Ancak “ilk bakışta kananları” kandıracak ama “ çok yönlü” düşünenleri, “karşılaştırmalı düşünenleri” yani “uyanık” olanları asla kandıramayacak söylemlerin içinde. Evrensel öğeleri ideolojik misinalara dizip sazanları avlamak için atıyorlar söylem denizinin içine. Bunun için de biraz daha sanat, biraz daha edebiyat ve en çok da şiir…

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
20Ekm

HAZ VE  MUTLULUK 

06Ekm
30Eyl

GÖNÜLLERİ CİLALAMAK

22Eyl

AH ŞU EGO VAR YA ŞU EGO!

16Eyl
saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
Barbunn Popup