NİÇİN SANATSIZ YAPAMIYORUZ?


Niçin sanatsız yapamıyoruz diye bir soru sormak yerinde olur mu bilmiyorum. Ya da sanat yapmazsak ne olur? Yaşamımızda ne eksik kalır sanat olmazsa? Sanıyorum sanatla fazla ilgisi olmayan pek çok insan sormuştur bu ve benzeri soruları. Hatta duyduğum zaman kulaklarıma inanamadığım sözlerden birini aktarayım size: “ Sanat karın mı doyuruyor:” Elbet de doyurmuyor, üstelik aç bile bıraktığı oluyor. Ama insan hayatı sadece karın doyurmakla mı sınırlıdır. Karın doyurmaktan başka insanoğlunun yapacağı başka bir iş yok mudur? Olmaz mı? Elbette vardır, hem de ne kadar. Sanatsız niçin yapamıyoruz? dediğimiz zaman hemen akla gelen ilk yanıt şudur: Her şeyin güzel olmasını istediğimiz için. Öyle ya, herkes güzeli istiyor. Diyelim ev alacağız. Üstü kapalı olan, yağmur soğuk almayan her barınak yeter aslında. Ama öyle sıradan kutu gibi evler istemeyiz. Balkonu geniş olsun. Bahçesi olsun. Deniz manzaralı olsun. Mutfağı şöyle olsun, salonu böyle olsun vesaire. Her ev işimize görecekken ve işlevsel olarak görevini yapabilecekken, bizler bu işlevsel yanına ek olarak daha güzel olanını arzu ediyoruz. Araba alırken aynı , elbise alırken aynı, mobilya alırken aynı… Mantığı nedir bunun kimse bilmez. “Zevkler ve renkler tartışılmaz “diye bir deyimle de bunun sorulmasını bile istememiş insanlar. Demek ki sanat karın doyurmuyor ama insanlar hep güzeli istiyor. Güzel karın mı doyuruyor? Hayır. İşin tuhaf tarafı, güzel olan her şeyin bedeli de daha fazla oluyor. Güzel bir ev, güzel olmayandan pahalı. Güzel araba, güzel mobilya daha pahalı. Güzel olmayan araba da bizi bir yerden bir yere götürse de, biz güzelini isteriz daha fazla bedel ödeyerek. Sanat dediğimiz olay da, estetik bir yapıyı esas aldığından, güzelle iç içe olagelmiştir hep. Sanatsız yapamıyoruz çünkü içimizde sürekli bir güzeli isteme , güzeli arama sevdası var. Güzel olan bizi mutlu ediyor. Güzel olan yaşamı daha anlamlı kılıyor. Güzel olan dünyayı daha bir çekilir kılıyor. Yukarıda sözünü ettiğimiz güzel arayışı sanatın bir yönüdür. Günlük yaşamdaki güzel arayışı ile ilgilidir. Ama asıl sanat dediğimiz zaman , şiirden, öyküden, romandan , resimden , heykelden söz ediyoruz demektir. Bu da günlük yaşamdaki estetik ve güzel anlayışından farklıdır. Yine sanatçıda da bir güzel arayışı vardır mutlaka. En acı olayı, en çirkin olayı bile estetize ederek ortaya koyar. Ancak sanatın bu haz verme , hoşça vakit geçirme ve yaşamı çeşitlendirme, anlamlandırma işlevlerinin yanında bilimle atbaşı giden bir işlevi vardır: Bilgilendirme. Sanatsal bilgi de, estetik bilgi de insanların dünyayı ve olayları kavramalarına, yorumlamalarına yardımcı olması bakımından felsefi bilgiden, fizik bilgisinden hiç de aşağı değildir. Ne var ki sanatsal bilgi tikelin bilgisi olup, biriciktir, sadece o sanatçıya özgüdür. Her sanatçının yaşamdaki duruşundan kaynaklanan yaşama bakış biçimi, yorumu vardır ürettiği sanat eserinde. Bilimsel bilgiyi alabildiğine özümseyerek içselleştiren sanatçı, bilimden fazla olarak ve onun üstüne çıkarak kendinde var olan tanrısal sezgi gücünü de katarak , yani yarattığı üçüncü gözüyle gördüklerini insanlara da göstermeye çabalayan bir güzel bilgedir. İşte sanat dediğimiz zaman, sanatçı dediğimiz zaman sadece bizleri oyalayan, güzel vakitler geçirten insanlardan değil, yaşam gerçeğine duygularını da katarak bizleri heyecanlandırarak bilgilendiren bilge insanlardan söz ediyoruz. İşte niçin sanatsız yapamıyoruz? diye bir soru sorarken bilmeliyiz ki, sanatsız kalmak insanoğlunun elinde değil. Çünkü sanat bize gerçeği biraz da heyecanlandırarak, hoş bir biçimde sunar. Albenisi olması nedeniyle daha bir ilgi çeker. Kuru bilgiler yerine, alımlayanları da içine çeken yaşamsal bilgiler verir. Hem dünyayı çekilir ve yaşanılır kılar hem de sonsuzluk özleminde olan fani insanoğlunun meraklarına diğer bilim dallarından hiç de az kalmayan bir değerde ufukları genişleten yanıtlar verir.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
18Kas
11Kas
03Kas
27Ekm
20Ekm

HAZ VE  MUTLULUK 

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
Barbunn Popup