NEDEN BEN?


Günlük yaşam devam edip giderken birden bir şeyler olur. Alışılmışın dışında, hiç beklemediğiniz bir anda ve ummadığınız bir durumla karşılaşırsınız. Bir yerlerinizde ağrılar başlamıştır. Doktora gidersiniz, birkaç ilaç yazsın da hemencecik geçiversin diye ağrılar. Ama bir muayene ile bırakmaz sizi doktor. Tahliller, kontroller, röntgenler derken acı gerçek üzüntü ile açıklanır size. Kanser olduğunuz söylenir. Kalp ameliyatı olacağınız söylenir. Böbreklerinizin bittiği ve diyaliz makinesine bağlanacağınız söylenir. Ne güzel yiyip içip gezerken, nereden çıktı şimdi bu sizi ölümle burun buruna getiren felaketler? Ve bu kadar insan dururken, neden sizi bulduğunu düşünürsünüz. Evet, “neden ben?” diye sorarsınız defalarca. Yapacak bir şey yoktur. Gelip sizi bulmuştur. Birdenbire sanki başka bir boyuta geçmişsiniz gibi bakarsınız dünyaya. Her şeyi bir başka algılamaya başlarsınız artık. O güne kadar hiç bakmadığınız gözlerle bakarsınız artık dünyaya. Çoğu kez de hayıflanırsınız, neden bu belanın ansızın sizi yakaladığına. Aslında bu tür duygular kadar olmazsa da buna benzer duygular yaşarız zamanla. Anamız, babamız, kardeşimiz ya da yakın bir arkadaşımız öldüğünde, birdenbire şok olur ve değişik bir boyuta girmiş gibi oluruz. Ama yaşam devam ettiği için ve bela ile karşılaşan da kendimiz olmadığımız için, belirli bir zaman sonra bu şok durumundan çıkar ve günlük yaşamımıza kaldığı yerden devam ederiz. Ama şimdi durum farklı. Bu ölümcül bela gelip tam da bizi bulmuştur. Durum kötü. Birden bir yalnızlık duygusu kaplar insanı. Koskoca evrende bu kadar insan şen şakrak gülüp oynarken , onları uzaktan seyreder kahrolursunuz. Dünyada bir başınıza kaldığınızı düşünürsünüz bir an. Yapayalnız ve ıpıssız… Kimseler sizi fark etmeden çekip gideceksiniz bu dünyadan. Kimseler bilmeyecek yalnızlığınızı. En çok da bu koyar insana. Hiç kimsenin umurunda bile olmadan, fark edilmeden acılar içinde kıvranmak ve çekip gitmek kaygısı… Oysa nice insanlar vardır aynı durumları yaşayan. Sizin karşılaştığınız hastalıkların, felaketlerin bilmem kaç katıyla birden karşılaşanlar vardır. Çocuğu ölen, ailesini trafik kazasında kaybeden, kendisi kanser olan, annesi kötürüm olan, çocuğu ömür boyu yatalak olan nice insanlar vardır. Eğer siz iyi zamanınızda onları fark etmemişseniz, kendiniz bir felaketle karşılaştığınızda, dünyada bu felaketle karşılaşan tek kişinin siz olduğunu sanır ve yapayalnız kaldığınız duygusuna kapılırsınız. Birbirimizin farkında olarak yaşayıp bu yalnızlığı azaltabiliriz belki. Zaman denen kavramın kendi nesnel işleyişi varmış gibi görünse de, bir hastanın sabahı etmesi ile bir eğlence mekanında eğlenen sabahlayanın zamanlarının arasında binlerce yıl olduğunu yaşayan herkes bilir. Hem iyilikte hem kötü günlerimizde birbirimizin farkında olarak yaşamayı becerebilirsek yaşamı daha çekilir ve zamanı daha çabuk geçer hale getirebiliriz. Büyükleri, hastaları, düşkünleri daha sık ziyaret edersek hem onları yalnız bırakmamış oluruz hem de dünyada neler varmış görerek kendimizin de yalnız olmadığını kavramış oluruz. CanIm annemi ve canım ağabeyimi Aynı haftada kaybedince bu yazıyı sizlerle paylaşmak geldi içimden. Hayat böyle bir şey işte. Ve yaşam devam ediyor kaldığı yerden belki de kalmadığı yerden. Ne tuhaf!

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
22Eyl

AH ŞU EGO VAR YA ŞU EGO!

16Eyl
02Eyl

SEVGİ YAĞMURU

26Ağs

UÇMAK YAKIŞIR BİZE

21Ağs

YAŞAR ERÇETİN

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
Barbunn Popup