KALMAK MI ZOR GİTMEK Mİ?


Yaşadığımız dünya ile bağlantımızı sağlayan bedenimiz, sanki bize zorla giydirilmiş bir elbise gibi. Zamana karşı yarışında yenilgisine engel olamıyoruz. Ne de gün geçtikçe bozulmasına, pörsümesine bir şey yapabiliyoruz. Kısa vadeli estetik işlemler olsa da, sonuç kaçınılmaz. Bedenimiz elimizden kaçıp gitmekte gün be gün. Oturup şöyle bir geçmişi daldığımızda, ne de çok yapmak isteyip yapamadığımız şeyler olduğunu düşünüp hayıflandığımız da olur çoğu kez. Ama giden gitmiş, geçen geçmiştir. Bir de içimizdeki çocuk var. Giderek eskiyen bedenin tam tersine, hiç büyümeyen, afacan bir çocuk var içimizde; büyütmeye çalıştığımız ama hiç de büyümesini istemediğimiz. Bedenimizin eskimeye doğru gidişinden kaygı duyduğumuzda ve yaşamdan kopma duygularını yaşamaya başladığımızda teselli eder bu çocuk bizi. Sürekli bir yaşama sevinci vererek yaşama bağlanmamızı sağlar. Pozitif enerji yükleyerek, moral aşılayarak yaşamdan olabildiğince tad almamıza yardımcı olur. Bir yanda bu dünyada kalıcı olmadığımızı bize hatırlatmaya çalışan bedenimiz; diğer yanda dünyanın yaşamaya değer olduğunu empoze etmeye çalışan içimizdeki çocuk. Ve arada kalan biz. Bütün trajedi de buradan doğuyor. Elbette sanatın da en verimli kaynağıdır insanın içine düştüğü bu trajedi. Bir kulağımıza yaşamın geçici olduğu fısıldanırken diğer kulağımıza yaşamın güzellikleri fısıldanarak düşünmeye zorlanıyor insanoğlu. Artık bu trajik durum karşısında tercihler yapmak durumunda kalıyor insan. Ya gözünün önündeki kısa vadeli güzelliklere takılıp kalacak, geçici de olsa bunlardan aldığı hazla yetinecek; ya da gözünün önündekileri sorgulayarak kısa vadede değil de uzun vadede ve kalıcı mutluluklar sağlayacak güzelliklere yönelecektir. Gözü ile gördüklerine değil, bu görünenleri aklıyla sorgulayarak, görünenin içine girerek, derinlemesine inceleyerek ve sorgulayarak kalıcı olan güzelliği bulmaya çalışacak. Bu bir tercih sorunu elbette. Kimisi dünyada kalmayı tercih edip, buradaki güzellikleri yakalama uğruna harcayacak ömrünü, kimisi de dünyanın geçici olduğunu düşünüp geleceğe yöneltecek bakışlarını ve kısa vadeli mutluluklardan kaçınmaya çalışarak kalıcı olanı bulmaya verecek ömrünü. Bana göre, sanatçının görevi de, bu trajik durum karşısında insanlara yardımcı olmak, yol göstermek olmalıdır. Bu durumda da sanat artık bir zaman geçirme, boş vakitleri geçirme uğraşı değil, insana geleceğini gösteren bir ışık olmak durumundadır.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
20Ekm

HAZ VE  MUTLULUK 

06Ekm
30Eyl

GÖNÜLLERİ CİLALAMAK

22Eyl

AH ŞU EGO VAR YA ŞU EGO!

16Eyl
saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
Barbunn Popup