GÖNÜLLERİ CİLALAMAK


GÖNÜLLERİ CİLALAMAK
Mevlana, insan düşünceden ibarettir der.Ne düşünüyorsan onu olursun Gül düşünüyorsan gül bahçesi, diken düşünüyorsan diken. 
Ben de öteden beri dünyayı güzelleştirmek için, insanın kendini, kendi içini güzelleştirmesi gerektiğine inanmışımdır. Sadece kendi için değil,  başkalarının hakkında da iyi ve güzel düşünen insanların yüzlerinin parladığını, ışık saçtıklarını görmüşümdür.
Işık saçmak deyip geçmeyin. Hem insanların önünü aydınlatır hem de dünyalarını renklendirir, anlamlı ve yaşanılır kılar. Dünya, ancak böyle ışık saçan güzel insanların sayesinde güzelleşir, renklenir ve anlamlı, keyifle yaşanan bir yer olur. 
Melih Cevdet Anday' ın bir yazısında okumuştum. " Dünya renksizdir. Onu renkli kılan bizleriz." Çok şaşırmıştım bu yazıda. Sonradan okuduğum kitaplardan öğrendim ki, gerçekten dünyada her şey renksizmiş. Rengi veren güneş ışığıymış. Işık olmazsa her şey siyah olurmuş, karanlıkta olduğu gibi. Güneş ışınlarının nesnelere çarpması sonucu ,  göz bu yansımayı alıp doğrudan beyine getirir ve beyindeki mercimek  büyüklüğündeki görme odasında her nesne kendi frekansına göre renklenir ve onu renkli görürüz. Olay beyinde bitiyor yine. Biz dünyadayız ama , dünya da bizim içimizde. Üstelik daha renkli, daha anlamlı.
Doğadaki ışık güneşten yansıyor ve dünya rengarenk oluyor. Çevremizin, yaşamımızın, ilişkilerimizin renklenmesi için de , bizim ışık saçmamız lazım. Ama nasıl?
Mevlana' nın Mesnevi'sinde, Ressamlar Yarışıyor başlıklı şöyle bir hikaye anlatılır*,:
"Çinli ve Rum ressamlar, 'Resim san’atında dünyada en üstün biziz' diye övünüyorlardı. Bu iddiaları duyan adil bir hükümdar:
'Sizi imtihan edeceğim, bakalım hanginizin dediği doğru' dedi.
Ve bir perdeyle ikiye böldüğü büyük bir salonun bir tarafını Çinli ressamlara, diğer tarafını Rum ressamlara tahsis etti. Kendi bölümlerinde çalışıp eserlerini orada sergilemelerini emretti.
Çinliler de,  Rum diyarının ressamları da hazırlanıp çalışmaya başladılar.
Çinliler, hükümdardan yüz türlü boya isteyip aldılar ve onlarla çeşitli resimler, süsler yapıp salonun kendilerine ayrılan bölümü donattılar.
Rum ressamlar ise sadece duvarları cilalayıp durdular. Sonuçta kendilerine ayrılan bölümün duvarları pırıl pırıl parlayan, gökyüzü gibi berrak bir ayna haline geldi.
Her iki taraf da kazanacaklarından emin oldukları halde hükümdara işlerinin bittiğini, sergiyi gezebileceğini bildirdiler.
Hükümdar geldi ve önce Çinli ressamların süsledikleri bölüme girdi. Yapılanlar fevkalade şeylerdi. Çinliler, bütün renk tonlarının fark edildiği harika resimler çizmiş, boyalı tablolarla her tarafı donatmışlardı.
Çinli ressamların eserlerini takdir eden ve onlara hediyeler veren hükümdar, daha sonra Rum ressamların bölümüne doğru ilerledi.
Tam bu sırada bir Rum ressam, salonu ikiye bölen perdeyi açtı. Perdenin kalkmasıyla Çinli ressamların yaptıkları resimler ve oradaki bütün ihtişam, bu bölümün cilalanmış aynalar halindeki duvarlarında yansıdı. Orada olan her şey burada da, üstelik daha parlak ve daha güzel bir biçimde görünüyordu. Ayrıca hükümdar, bütün bu güzellikler arasında kendini de seyrediyordu.
Rum ressamların çalıştıkları bölüm, hükümdarın gözlerini kamaştırdı. Salondaki tüm güzellikle birlikte kendi güzelliğini de yansıtan bu bölümü hükümdar daha anlamlı buldu ve daha çok beğendi.
Böylece Rum diyarının ressamları bu imtihanı kazandılar ve hükümdardan daha çok hediye ve takdire mazhar oldular."

Ve buradan çıkan ders de şöyle anlatılıyor bir başka yerde:
"Bu hikâyede Çinli ressamlar zahiri ilim ehlini temsil eder. Rum diyarının ressamları ise sufilerdir. Hak aşığı sufiler, Allah zikriyle, ibadetlerle, iyiliklerle gönül aynasını parlatırlar. Aynanın kiri ve pasının cilalanarak temizlenmesi; cimrilikten, hırstan ve kinden arınmaktır. Düşünce ve duyguların ağırlığından kurtulup, irfan denizinin aydınlığına ulaşmaktır."
Hikâyede anlatıldığı gibi biz de yazı ve şiirlerimizle gönülleri parlatmak istiyoruz . Hem üretenler olarak,  hem okurlarımızı bu güzelliğin içine sokarak.  Çünkü başta da dediğimiz gibi önemli olan içimizdeki dünyayı renklendirmek, güzelleştirmek, iyileştirmek ve bunların yansıması olarak da dünyayı güzelleştirmektir. Bunun için de bir ışık gerekiyor elbet. 
O ışık da duruşumuzdur işte.Şair, yazar  olmadan önce, kirden, pastan,  hırstan , kibirden, yalandan dolandan, aldatmadan, çıkardan, şiddetten ne varsa kurtulmak, gönülleri cilalamak lazımdır.
Siz ışıkları hele bir yakın, dünya nasıl aydınlanacak, nasıl renklenecek, nasıl güzelleşek bir görün!


 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
Barbunn Popup