GERÇEK ŞAİR, DÜNYAYA KENDİ IŞIĞIYLA BAKANDIR!


Dünyadan renk yoktur. Dünyayı nesneleri renkli kılan  güneş ışığıdır  Kaç kez yazdım. Hatta sadece ne göz ne de ışıktır tam olarak Işık sayesinde gözün gördüklerini beyindeki mercimek büyüklüğündeki görme ve renklendirme odasına yansıyan nesnelerin ayrıstırma  işlemleridir görmemizi sağlayan. Yansıyan her nesne sahip olduğu frekansına göre renklenir. Böylece her nesneyi kendi rengine göre görmüş oluruz. Bunu genellikle bütün fizik kitapları ve ders kitapları yazar, biliyorsunuz.
Diyeceğim, dış dünyayı görmek ve renklerini ayırdetmek için güneş ışığı ve göz gerekli olacak, ama bunlar nesneyi beyindeki görme odasına yansıtacak, renk ve görme olayı orada gerçekleşecektir.
Nasıl ki güneş ışığı nesneleri beyine yansıtıyorsa;  şair, yazar ve düşünürlerin kendi ışıkları ve üçüncü gözlerini oluşturdukları ve bir de bu gözlerle nesnelere ve olaylara bakarak kendi kanallarından hakikate ulaşma çabaları vardır. Buna inancım tamdır. Üstelik de, gerçek şairin, yazarın dışarıdan gelen ışığın yansıtması sayesinde gördüklerinde değil, kendi ışığı sayesinde beyine ve kalbine yansıyanları gördüklerinde hakikate daha kestirme yoldan varacaklarına ya da en azından yaklaşacaklarına inanırım. Sadece beyine değil, kalbe ve beyine yansıyan nesnelerin  o şair, yazar veya düşünürün kendi öznel penceresinden görme olayıdır bu. 
Bilimle sanatın ayrıldığı yer tam burasıdır. Bilim için nesnel gerçeklik, sanatçı için ise bilimin nesnel bulguları da aklın bir yerinde muhafaza edilerek  bir anlamda bilmez gibi yapılarak , ontolojik anlamda parenteze alınarak, yakaladığı kendi biricik öznel  gerçekliği.
Yıllar önce şairlerin farklı bakış açıları geliştirmesi ve kendi pencerelerinden nesnelere ve olaylara bakmaları için, üçüncü bir göze gereksinimleri olduğunu ve bunu mutlaka olusturmaları gerektiğini yazdığımda hemen karşı çıkanlar olmuştu. " Kardeşim sen şair mi istiyorsun,  peygamber mi?" diyorlardı.
Bir de çok meşhur laf vardır ya hani: " Şairin kendisi, özel durumu, kişiliği değil ürettiği eserlerdir esas olan!" Hiçbir zaman sıcak gelmedi bu anlayış bana. Çünkü şairin kendi penceresinden bakacağı üçüncü gözün oluşması doğrudan şairin,  yazarın tam da kendisiyle ilgilidir. Üçüncü gözün oluşması dam gibi bir yaşam biçimi gerektirir ki bu hiç kolay değildir. 
Üçüncü gözün oluşması ve kendi ışığını oluşturması için önce bir duruşunun olması gerekir. Yetenek, mizaç, bilgi olmazsa olmazı. Dürüst, içten, çıkarsız, paylaşımcı;  nesnede, parada pulda, makam mevkide gözü olmayan;  insanlara, hayvanlara ve tüm canlılara saygı, sevgi duyan;  kinden, hırstan, nefretten, böbürlenmeden, gösterişten, bencillikten uzak duran sevgi ve saygı dolu bir insan olması lazım önce. Sonra yetenek ve elbette ki bilgi. Hem kitabı bilgi hem de yaşam bilgisi. 
Özü sözü bir adam gibi duruşunu böylece oluşturan şair, yazar; kendi ışıklarını ve öznel gözlerini dünyaya yönelterek nesneleri ve olayları görecek ve onları kalp ve beyin işbirliğiyle oluşturdukları kirden pastan arınmış görme odalarında daha parlak ve canlı göreceklerdir. Kalp ve beynin  birlikte görmesiyle de, ve mutlaka derin bir tefekürle, nesne ve olayları,  ardındaki gerçeklerle ve sahip oldukları hikmetleriyle birlikte görecekler yani  sadece erbabının görebilecegi büyük fotoğrafı bütün boyutlarıyla görerek hakikati kavramış olacaklardır.
Buldukları gerçekliği bilimden farklı olarak aklın diliyle değil; aklın ve yüreğin ortak bulgularını yüreğin diliyle eserlerinde ifade edeceklerdir. 
Duruş, ışık ve göz. Ne mutlu bu üçlüyü kendinde bulanlara!. Ama  mutlaka ışık. Mutlaka tefekkür.
Ulu önder Atatürk'ün dediği gibi :'" Sanatçı alnında ışığı ilk hissedendir." 
Yani o kadar kolay değil bu işler. Yok öyle " al eline kalemi, yaz aklına geleni!"
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
28Tem
14Tem

Bu kasinti, bu kibir bu hava niye?

07Tem
30Haz

Genceli Nizami- Gence/Azerbaycan

23Haz
saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
177