DÜRÜSTLÜK, SÖZ, NİYET, MEAL DERKEN !


Geçenlerde bir televizyon programında, çok sevdiğim ve değer verdiğim felsefe hocamız Prof.Dr. İonna Kuçuradi' yle yapılan bir sohbeti keyifle izleme fırsatı buldum. Hoca, 1- 2 saatlik program süresi içinde, dünya kadar bilgi verdi. Özellikle de " insan olmak" üzerine. İlgimi çeken bir sözünü hemen bir kenara yazdım unutmayayım diye. " Dürüstlük nedir?" sorusuna verdiği yanıt: " Dürüstlük; istediğinle , yaptığın şeyin aynı olmasıdır." Bu kadar net, bu kadar sade ama bir o kadar da cuk! Onlarca kitapta bulacağınız belki de kavram kargaşası yüzünden bulamayacağınız bilgiyi, bir cümle ile veriyor.
İnsanın özü ile sözünün bir olması.Hem kendisini hem karşısındakini kandırmaması. Niyetini saklamaması. Samimi olması. Bir adım daha giderek ve bence daha önemlisi kimsenin görmediği, bilmediği, ruhunun bir!e duymayacağı durumlarda dürüst olmak. Herkesle bilmese de, kendisinin dürüst olduğunu bilmesi yeter. Kendi kedimi dürüstlük konusunda çok sınamışımdır. Yaptığım bu işte dürüst davranıyor muyum? O davranışta, dürüst olduğuma inandığım zaman çok mutlu olmuşumdur. Hiç kimse bilmese bile, sadece kendim bildiğim dürüstlüğümün tartışmalı olduğu durumlarda, yaptığım işten utanmış ve hemen vazgeçmişimdir. Tepemizde her an yasaların keskin kılıcı  olması gerekmiyor. En makbul olanı; doğru, dürüst, hakkaniyete uygun, adaleti gözeten , yasaların uzanamadığı  ve kimseler  görmediği için  kendimizden başka hiç kimseye hesap vermek zorunda olmadığımız yer ve durumlardaki davranışlarımızdır.
Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, toplum baştan aşağı ya da daha doğrusu aşağıdan başa öylesine kokuşmuş ki, aldatma, samimiyetsizlik, riyakarlık sıradan bir davranış biçimi haline gelmiş hatta yükselen değer olarak özendirilmiştir. Artık söz, davranışın karşılığı olmaktan çıkmış, yani en başta yazdığım, ve hocanın dürüstlük tanımında söylediği:" İstediğin şey ile yaptığın şeyin aynı olmasıdır dürüstlük", yerini " sözün meali" almıştır. Artık hiç kimsenin düşündüğü şey sözde ifadesini bulmuyor, yaptığı şey söylediği sözün karşılığı olmuyor. 
Kimse kimseye inanmıyor artık. Söylediği sözün arkasında başka şeyler arıyor. " Karaman'ın koyunu, sonra çıkar oyunu " misali sözün gerçek niyetinin pratikte karşılığının ne olacağını merakla biraz da endişeyle beklemeye başlıyor. " Acaba ne demek istedi?", " Acaba bizi nasıl tırtıklayacaklar?" 
Meal dediğim de, birisi bir söz söylediğinde, arkasında yatan gerçek niyetinin ne veya neler olduğunu tahmin etme çabası. Kimse artık sözün ifade edilirken öne sürülen davranışlara değil, onu söyleyenin niyetinin  ne olduğunu anlamaya çalışıyor, yani mealini. Çünkü artık o sözlerin ifade edildiği güzel beklentiler yerini arkadaki niyetlerde saklanılan "tırtıklama " hırsı. Niyetler hep kötü olduğu için vatandaş da kendisine ne katkı sağlanılacağını  değil,  kendisinden ne kadar tırtıklanacağının hesabını yapıyor ve ona göre pozisyon alıyor.
Aslında insan olmak, bir değerler bütününe sahip olmak ve bu değerlerle yaşamını anlamlandırmakdır. Niyeti de, sözleri de, davranışları da, yaptıkları ettikleri de birbirine uygun olmalıdır. Değerler yoksa insan da yok,  insanlık da. 
İnşallah bizlere de nasip olur diyelim. Bakıyorum da hiç hoş değil durumumuz. Hem de tepeden tırnağa!
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
25Mar
18Mar

İKİ ŞAİR İKİ ŞİİR

12Mar
04Mar

"SABIR DA BİR YERE KADAR!"

26Şub