BU BÖYLE GİTGİDE YALNIZ KALMIŞLIĞIMIZ!


Eşyanın hafızası var mı bilemiyorum. Ama sahip olduğumuz eşyalar yıllar geçtikçe bizden bir şeyler alırcasına giderek biz oluyorlar sanki. Ve yıllar geçtikçe o eşyalara olan bağlılığımız daha bir artıyor, daha bir sahipleniyoruz onları. Eşya eskidikçe kendimizin de onlarla birlikte eskidiğimizi fark ediyoruz. Birlikte eskiyoruz onlarla. Ve onları bize bağlayan onlarda kalan bakışlarımızla, dokunmalarımızla onları kendimiz kılıyoruz bir anlamda. Belki de bunun içindir kolay kolay kıyamıyoruz onları öyle bir çırpıda fırlatıp atmayı. Eğer atarsak kendimizi de atmış olacağız ve canımız acıyacak, kimbilir!.. Eskiyi verip yerine aldığımız yeniler sadece bir ‘’eşya’’ olmaktan öteye gitmiyor. Ama eskilerde bizim onlara verdiğimiz yaşanmışlıklar gizli. Belki de sırdaşlarımız oluyorlar onlar. Onlarla birlikte paylaştığımız bir ömürdür ki belki, kolay kolay kıyamadığımız onlara. Sanki bir kültürleşme var da, insanlar gibi anıları gizliyor eşyalar. Ve o birlikte yaşanmışlıklar dolayısıyladır ki, kendimizi güvende hissettiğimiz limanlarımız oluyorlar. Ve insan yaşlandıkça eskiye olan bağlılığı daha bir artıyor gibi. Çünkü daha çok yaşanmışlık sözkonusu, daha çok paylaşmışlık bir ömrü. Oysa gençlikte öyle mi? Hemen kolaylıkla atıveririz elimizdekini ve gelsin yeniler. Çünkü eskimişlik olmadığı için pek öyle uzun uzadıya verilen bir ömür de olmadığından zor gelmez yeniyle değişmek. Bu yüzden gençler daha çok eğilimlidir yeni olanı çarçabuk benimsemeye. İçinde yaşadığımız ev, şu karşıda her gün bakıştığımız duvar, girip çıktığımız kapı, üzerinde nice anılarımız olan sedir, koltuk, yatak , minder… Bizden önce dedemiz- ninemiz belki de annemiz, babamız kullanmıştı onları. Ve onların bu eşyalara bıraktıkları bakışlar, dokunmalar, sesler sarıyor bizim yaşamımızı. Geçmişimizle buluşturuyorlar bizi. Onların bütün izlerini bizim yaşamımıza getirerek onlarla birlikte yaşamamızı sağlıyorlar , geçmişle şimdiyi birleştiriyorlar kendilerinde. Onların varlıklarını bize duyumsatarak yalnızlığımızı azaltıyorlar. Eskittiğimiz her eşyada biraz da biz eskiyoruz ama bu eşyalarda biriktirdiğimiz insani yanımızdır. Ne kadar çok eskitirsek o kadar çok insan biriktiriyoruz bu eşyalarda. Ve sürekli değişmekte olan bedensel yanımız eskirken, eşyada değişmeyen yanlarımızdır biriken: Bakışlarımız, sözlerimiz, değerlerimiz, kültürümüz her şey!.. Belki de günbegün değişirken kendimiz, değişmeyen, hep aynı kalan yanımızın sinmesidir ki eskittiğimiz eşyaya bu denli bağlılığımız, saygı duyuşumuz ve onlarda huzur buluşumuz. Ve attığımız her eski eşyada attığımız belki de onlarda sinmiş olan kendi değişmezliğimizdir, geçmişimizdir; bu dünyadan göçen yakınlarımızla olan birlikteliğimizdir. Ve her atılan eşyada kendimizi ebedi yalnızlığımıza da sürgün ederiz belki de!.. Sürekli değiştirdiğimiz eşyada değişmez kalan kendimiz de olmadığından pek öyle, her değişen eşya ile birlikte kendimizi daha tanıyamadan biz de değiştiğimizden midir bilmiyorum, dostluk, vefa, hatır, saygı, sevgi gibi kavramlar da kaybolup gitmekte… Eskittiğimiz her eşyada biraz da biz varız , kokumuz, rengimiz, bakışımız,sevgimiz ve özümüz sinmiştir onlara. Çoğalırız onlarla ve paylaşarak yaşamı, yalnızlık duygusuna kapılmadan sakin, huzurlu ve güven içinde sürdürürüz bir ömrü. Oysa tüketmenin önlenemez yükselişi ile sık sık değiştirdiğimiz eşyada bizi çoğaltan hiçbir iz bulunmadığı için sığındığımız en büyük liman olan kendimizi de değiştiririz onlarla birlikte. Belki de bu yüzdendir , böyle gitgide yalnız kalmışlığımız!..

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
13May
05May

DOKTOR ŞAİRLERİMİZ

29Nis

NİGAR ARİF

23Nis

EKBER QOŞALI

15Nis

Hediyye ŞEFAKAT- AZERBAYCAN