ARAP SEVİCİLİĞİNİ BIRAKIP LÜTFEN UYGUR TÜRKLERİNE SAHİP ÇIKALIM - ATİLLA DUYAR

ARAP SEVİCİLİĞİNİ BIRAKIP LÜTFEN UYGUR TÜRKLERİNE SAHİP ÇIKALIM


2010 yılından itibaren Çin dünyanın üretim üssü haline gelmişti. Şi  Cinping iktidara geldiğinde Çin’in milli geliri 9 trilyon dolara ulaşmıştı. Şi, iktidara geldikten kısa süre sonra “Bir Kuşak Bir Yol” projesini açıkladı. Açıklanan bu proje asrın en büyük projesi olarak dünyaya lanse edildi.
Tam da bu sırada ,Çin Doğu Türkistan’da toplama kampları için uygun araziler seçilerek inşaata başlanmaya hazırlanıyordu. Çünkü bu projenin bir kuşak denen kısmı Doğu Türkistan topraklarından geçmek zorundaydı ve Çin için fırsat bu fırsattı bu projenin güvenliğini bahane ederek Doğu Türkistan’da soykırım yaptığında ülkeler bu soykırıma ses çıkarmayacaktı.
Dolayısıyla Doğu Türkistanlıları terörist ilan etmenin zamanı gelmişti. Nitekim Doğu Türkistanlıların en hassas noktalarına saldırmak, kadınların başörtüsünü açmak için ailelerine kadar girip tacizde bulunarak cinnet geçirtmek ve radikal tepkiler vermesini sağlamak hedeflendi.
Doğu Türkistan’da toplama kamplarına götürülecek olanların belirlenmesi gerekliydi. Pekin, Tibet bölgesi ÇKP (ÇİN KOMİNİST  PARTİSİ) genel sekreteri Chen Quanguo’yu  2017 senesi ağustos ayında Doğu Türkistan’a genel sekreter olarak atadı. 
Chen, Doğu Türkistan’da göreve geldikten sonra ilk icraat olarak her Türk ailesine birer Çinli görevli yerleştirmeyi hedefleyen “Çifte Akraba Projesi” yürürlüğe sokuldu. Böylece her aile için özel sicil kayıtları tutulmaya, Çin için ne kadar “tehdit” olabileceği, sülale yapısı, dini yaşamı, örf ve adetlerine bağlılığı gibi her şeyi kayıt altına aldılar.
Kısacası bu sicil ile Çinlileşmeye “elverişli” olamayanları, gelecekte Çin’e “tehdit” olma ihtimali olanlar not edildi. Bütün bu “tehdit”lere neden olarak ise Doğu Türkistanlı din adamları, aydınlar, kanaat önderleri, zenginler, özel hastane açanlar ve hemşirelik yapanlar kayıt altına alındı. 
2018’den sonra yurt dışında eğitim görmekte olan Doğu Türkistanlı öğrencileri mayıs ayına kadar yurda dönmeleri için tebligat gönderdi ve öğrenciler yerel polislerce aranıp tehdit edilerek geri gelmesi talep edildi. Bu baskılara en çok maruz kalan Mısır’da eğitim görmekte olan öğrenciler oldu ve birçoğu baskı ve tehditlere dayanamayıp yurda geri döndü.
Operasyondan önce 6000 kadar Doğu Türkistanlı Mısır’da eğitim amaçlı ikamet etmekteydi ve operasyon sonrası sadece 80 aile Mısır’da kalmıştı. 29 Ağustos 2018 tarihinden itibaren ise Doğu Türkistan’daki tüm okullarda Uygur Türkçesi yasaklandı, dersler tamamen Çince okutulmaya başladı. Bütün bu uygulamalara eş zamanlı olarak yurt dışında yaşayan Doğu Türkistanlıların süresi dolmuş pasaportlarının uzatma başvuruları reddedilmeye başladı.
01 Nisan 2018’den sonra Doğu Türkistanlıların yurt dışına çıkması yasaklandı. Geniş çapta tutuklamalar başladı ve ceza kamplarına götürüldü. Kısa sürede bir milyon insanın kampa götürüldüğü haberleri geldi. Ayrıca bu kamplara daha önce baskılara pek fazla maruz kalmayan Doğu Türkistan Türklerini oluşturan Kazak Türkleri de götürülmeye başladı.
Çünkü ÇKP Doğu Türkistan’da artık Çinli olmayan hiç kimseyi istemiyordu. Kazakistan’da akrabaları bulunan çok sayıda Kazak Türkünün sürekli olarak Kazakistan dışişleri bakanlığına haber alamadıkları akrabaları hakkında soruşturma dilekçelerinin verilmesi ilk önce Kazakistan’ı harekete geçirdi.
7 Nisan 2019’de Avrupa Parlamentosu ajansına verdiği röportajda yaşadığı psikolojik şiddetin çok ağır olduğunu ağlayarak: kamptaki 20. günün sonunda kendini öldürmek istediğini söylemişti. Sekiz ay sonra kamptan çıktığında ise 40 kilo zayıfladığını fark etmiş ve Kazakistan’a geldikten sonra uzun bir süre yoğun bakımda kalarak hayata geri dönebilmişti.
2019 senesi ağustos ayında BM, Doğu Türkistan’da bir milyondan fazla Müslüman Türkün toplama kamplarında tutulduğunu açıkladı. Bu tarihten sonra özellikle batı ülkeleri ve özgürlük savunucuları olan kuruluşlar Doğu Türkistan’daki meseleye dikkat çekmeye başladı, ancak uluslararası bağımsız kuruluşların raporlarında 1400’den fazla toplama kamplarının olduğu ve bu toplama kamplarına en az 3 milyon insanın kapatıldığını gösterse dahi birçok batı ülkeleri Çin’i kınamaktan öteye gitmedi. Peki  Türkiye bu konu ile  ilgili  bir şeyler  yaptı mı  dersiniz? Maalesef  hayır  hiçbir şey  yapmadı.
Anti demokratik ülkelerin Çin’in tarafını tuttuğu açıkça ortadayken demokrasinin beşikleri sayılan ve ülkelere demokrasi dersi veren batılı ülkelerin cılız tepkileri hatta Avrupa Parlamentosunun hiçbir ciddi adım atmaması elbette ki Çin ile aralarında imzalanan ticari anlaşmalar ve Çin’deki fabrikalarının zarar görmelerini istememeleridir.
2021 yılının sonuna kadar Kanada başta olmak üzere toplam yedi ülke parlamentosu Çin’in Doğu Türkistan’daki uygulamalarını soykırım olarak tanıdı. Ancak Trump yönetimi hükümet düzeyinde Doğu Türkistan konusundan hiçbir ciddi adım atmazken seçimleri kaybederek iktidarı devretmeden kısa bir süre önce Çin’in Uygurlara soykırım yaptığını açıkladı ve hiçbir yaptırım gücü olmaksızın iktidar değişikliğiyle bu söylem uçup gitti.
ABD Başkanı Biden ise soykırım kelimesini ağzına bile almazken arada bir Çin’i incitmeden kınamaya devam etti. İngiltere’nin tutumu da hiç iç açıcı değil, bir kuşak bir yol projesinin son durağı olan İngiltere ise adeta sessizliğe bürünmüş durumdadır. Fransa ve Almanya Çin ile ilişkilerinin bozulmaması için azami çaba gösterirken parlamento düzeyinde dahi bir hareketlilik söz konusu değil. Nitekim parlamentoların aldığı soykırım kararlarının hiçbir yaptırım gücü olmamakla birlikte devlet politikalarını dahi etkilemekten uzaktır.
Birçok insan hakları savunucu kuruluşların raporları ortadayken demokrasi savunucu kuruluşların hukuki söylem olarak gidebildiği son nokta İnsanlığa Karşı Suç olmuştur. Newlines Enstitüsü gibi kuruluşların yayımladığı raporlarda ve Çin’den sızan belgelerde Çin Komünist Partisi yönetiminin soykırımın maddi ve manevi tüm unsurlarını barındıracak politikalar izlediği açıkça göze çarpmaktadır.
2. Dünya savaşından sonra en büyük çapta ve şiddetli bir şekilde insanlığın gözünün önünde yapılmakta olan bu soykırıma ne demokrasi savunucu ülkelerden ne de etkili kuruluşlardan yaptırım gelmemiştir. Birçok batılı firma bizzat Çin’in soykırım sisteminin bir parçası olan köle işçilik zincirinde yer almaktadır. İnsanlık tarihinin en büyük soykırımı yaşanırken bu cılız tepkiler ve sahte kınamalar Çin’i gücendirmemek üzere yemin etmişçesine devam etmektedir.
Sonuç  olarak;
Türkiye   2023   seçimlerinden  sonra  ise  mutlak  ve mutlak  Arap  seviciliğinden  vaz  geçip  TÜRK  dünyası  ve  Uygur  Türkleri  ile  ilgili  yeni  önlemler   almalıdır.

YAZIYI PAYLAŞ!

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
Barbunn Solistler