“EGO, EGO SÖYLE BANA, BENDEN İYİSİ VAR MI?”


Şimdi size sorsam “Bıçak” yararlı bir araç mıdır, zararlı mı?  “ yanıtınız ne olurdu?  Büyük olasılıkla “ Ne amaçla kullandığımıza bağlı” diyeceksiniz.  Haklısınız, eğer elma soymak için,  meyve, sebze doğramak için kullanıyorsak elbette yararlı bir araç ama bir canlıyı öldürmek, yaralamak amacı ile kullanıyorsak aynı araç elimizde can alıcı bir silaha dönüşebilir, değil mi? Aslına bakarsanız, bu kural pek çok şey için geçerli. Neye ya da nelere sahip olduğumuz değil, onları nasıl kullandığımız, ne amaçla kullandığımız önemli.

Günümüzde dört bir yanımız yediden yetmişe hepimizin ilgisini çekecek modern, teknolojik oyuncaklarla çevrilmiş durumda. Küçücük çocukların ellerinde tablet bilgisayarlar,  gençlerin – yoo, aslında yalnızca gençlerin değil,  yediden yetmişe büyük çoğunluğun demeliyim -  bir saniye ellerinden bırakmadıkları, neredeyse bedenlerinin bir organına dönüşmüş cep telefonları, bilgisayarlar,  herkeste bir yediğini, içtiğini, gezdiğini, gördüğünü, neredeyse en özel anlarını paylaşma telaşı, hani sanki yaşadıklarımız değil, sanal ortamda paylaştıklarımız, belgelediklerimiz gerçek!

Pamuk prenses masalındaki sihirli ayna örneği gözlerimiz ekranlarda “Ego, ego, söyle bana, benden güzeli, benden akıllısı, benden zengini, benden başarılısı, benden iyisi var mı?” diyerek birbirimizle yarışırcasına paylaşıyoruz her şeyi. Gelsin yemekler, gitsin içecekler, yeni alınan giysiler, sevgiliye sarılmalar. Sarılmalar mı dedim? Ama nasıl bir sarılma o öyle? Sevgilinin boynuna dolanan kola, diğeri  kol öne uzanmış, gözler sevgilide değil, cep telefonunun ekranında “ Selfie! “ çekerken eşlik ediyor. Bakın, ne mutluyuz biz, çatlayın e’mi!.  Sohbetlerin, sevgi sözcüklerinin arasında gözler ekranda kaç kişinin “beğen” tıkladığına  bakıyor!Evet, her şeyi paylaşıyoruz. HER ŞEYİ.. Ama ne yazık ki “HER ‘AN’ı  değil, çünkü gözlerimiz, aklımız ekranlarda takılı kalırken o güzelim, bir daha yaşanması mümkün olmayan eşsiz anlar uçup gidiyor ellerimizden sessizce..

Türkçe öğrenen İngiliz öğrencim Mike,  çok güzel özetledi aslında durumu : “Torunlarımın  yüzünü unuttum” dedi. “ sokakta görsem tanıyamayacağım.  Merak ettim ve “Çok mu uzakta yaşıyorlar ?” diye sordum. Gülümsedi, “Yoo, uzakta yaşamıyorlar, yanıbaşımızda yaşıyorlar “ dedi ve hüzünlü bir şekilde ekledi “ Ellerinden cep telefonlarını bırakmadıkları için kafaları sürekli önde, yalnızca enselerini görüyorum, bu nedenle  yüzlerini unutmaya başladım.”

Dizleri, kolları çizikler içinde sokakta koşturan, top oynayan, saklambaç oynayan çocuklar yok artık. Dizler, dirsekler sağlam ama gözler  ekranlara yapışık, bir tuhaf bakıyor çocuklar  nedense!

Anne, babalar kendi hallerindeyken, altı, yedi yaşlarındaki çocuklar, ellerinde tablet bilgisayarları , gözleri ekrana kilitlenmiş,  homurdanarak, sinir küpüne dönüşerek  oyun oynuyorlar.

Tanıdığım gençlerin  sosyal paylaşım sitelerindeki sayfalarına  bakıyorum, bulundukları ortamın tehlikelerinden habersiz,  kişiliklerini değil, dişiliklerini ortaya sunan “küçük kadın” pozları, “Aman güzel Türkçe konuşun “ diyerek büyütülmüş bir nesil için dudak uçuklatacak küfürlü yazışmalar. En son ne zaman kitap okuduğunu sorsak  anımsayamayacak, bilgiden, birikimden  yoksun  kişilerin , “her şeyi ben bilirim” edasıyla vatan, millet kurtarma söylevleri, gerçekleri yansıtmayan haber kirliliği… Tam “Yeter artık, içim daralıyor, bunları görmekten bıktım! “ diyeceğim anda bir bakıyorum “Dünyanın asıl sorunu, akıllılar her şeyden kuşku duyarken, aptalların küstahça  kendilerinden  emin olmalarıdır.Bertrand Russel” yazılı bir paylaşım görüyor ve “Beğen” i tıklıyorum. . Derken, bir dost Hayvanları ve doğayı korumamız için bir imza kampanyasını paylaşıyor. Bir güzel söz, bir etkili yazı, bir melodi günün tüm yorgunluğunu alıp götürüyor. Kitle imha silahı olarak kullanılmak istenen sosyal medya, bir gecede sokaklara döküyor  binlerce insanı. Hiçbir şey saklı, gizli, kapalı kapılar ardında kalmıyor. Kilometrelerce öteden birisi, usulca yüreğine dokunabiliyor.

En azılı sapıkların olduğu gibi dünyanın en önemli müzeleri, kütüphaneleri, bilgileri, arşivleri bir tık ötede .

Sözün özü, Sosyal medya kullanışımıza göre çocukluğumuzu, gençliğimizi, hayatımızı çalan bir canavara da dönüşebilir parmak uçlarımızda, tüm bildiklerini bizimle paylaşmaya hazır bir eğitmene de..Ruhumuzu  dört duvar arasına tutsak da  edebilir acımasızca,  karanlıkta özgürlüğün kapısını aralayan ışığa da dönüşebilir  cesurca.

Nelere sahip olduğumuz değil, neyi nasıl, ne amaçla  kullandığımız önemli . Bıçaklarımızı, bilgi sayarlarımızı, cep telefonlarımızı hayatımızı ve insanlığımızı  çalan canavarlara dönüştürmememiz dileğiyle…

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
23Ağs

AH BU ERGENLİK!

08Ağs

ANLADIM Kİ..

06Ağs

Yaşama Sevinci

02Ağs
30Tem